lqEaZGO. Hollandalı post-empresyonist ünlü ressam Vincent van Gogh 1853-1890, otuz yedi yıllık yaşamının sadece son on yılında resim yapmıştı. En ünlü resimleri arasından aynı temanın çizim ve yağlı boya örnekleri; Selvili Buğday Tarlası, 1889 Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda - The Metropolitan Museum of Art, New York, ABD Sarı Ev, 1888 Özel koleksiyon - Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda Yıldızlı Gece, 1889 Kunsthalle, Bremen, Almanya Kayıp - Museum of Modern Art, New York, ABD Selvi ile Yeşil Buğday Tarlası, 1889 The Morgan Library and Museum, New York, ABD - Národnígalerie v Praze, Prague, Çek Cumhuriyeti Saint-Rémy’den Manzara, 1889 Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda - Ny Carlsberg Glyptotek, Kopenhag, Danimarka Zuhaf, 1888 The Guggenheim Museums, New York, ABD - Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda Joseph Roulin'in Portresi, 1888-1889 J. Paul Getty Museum, Los Angeles, ABD - Kröller-Müller Museum, Otterlo, Hollanda Kafe Terasta Gece, 1888 Dallas Museum of Art, Dallas, ABD - Kröller-Müller Museum, Otterlo, Hollanda Père Tanguy’un Portresi, 1887 Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda - Musée Rodin, Paris, Fransa Üzgün Yaşlı Adam, 1890 Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda - Kröller-Müller Museum, Otterlo, Hollanda İki Selvi, 1889 Brooklyn Museum, New York, ABD - The Metropolitan Museum of Art, New York, ABD Oiran Keisai Eisen’den esinle, 1887 Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda - Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda Tohum Serpen Adam Millet’den esinle, 1888 Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda - Kröller-Müller Museum, Otterlo, Hollanda Tohum Serpen Adam Millet’den esinle, 1890 Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda - Kröller-Müller Museum, Otterlo, Hollanda
Vincent Van Gogh, bir papazın oğlu olarak 1853 yılında Hollanda’nın güneyinde bir köyde dünya’ya geldi. yazgısı en trajik sanatçılarından biri olan Van Gogh, içinde sürekli bunaltılar yaşar ve hiçbir işe yaramadığına olan inancı, bir şeyler yapma, bir çıkış bulma isteğidir bunaltılarının nedeni. Acı çeker, mutsuzdur, huzursuzdur ve yalnızdır ama resimleriyle neşe ve sevinç uyandırmak istemiş, acıları sevince, hüzünleri neşeye ve yalnızlığı birlikteliğe döndürmeye çalışmıştır. İnsanların yalnızlık, hüzün ve acı içindeki hallerinden etkilenip bunları da resimlerinde yansıtmıştır. Acı çekenlere ilgi duymuştur; içinde yaşadığı dünyada kendisini uyumsuz hisseden bütün melankolikler gibi. Mutsuz olması yalnızlığındandır. Hiçbir zaman hiçbir şeyi başaramayacağına olan inancı, kendisinden kuşku duyması, trajik yazgısı, yaşamına son vermesidir onu melankolik yapan. Dünyada kendisini alçalmış, sevgilerden uzaklaşmış görmüştür Van Gogh. Yararsızlığının kendi elinde olmadığını, yazgının çizdiği olaylar dizisi sonucu bir kafese tıkıldığını, bir şeyler yapmak istediğini ama bunun yolunu bulamadığını yazar Theo’ya mektuplarında. Daha sonra yapacağı işi bulmuş ve kendini tamamıyla ona adamıştır büyük bir coşkuyla. “Acı duymak gülmekten iyidir, zira acı insanın yüreğini arıtır. İnsanları diri diri gömercesine kilitleyip çevrelerinde duvarlar örenin ne olduğu bilinmez ama yine de bir takım duvarların, tel örgülerin, demir parmaklıkların varlığı hissedilir. Bütün bunlar bir kuruntu, bir hayal midir? Sanmıyorum. Ve insan kendi kendine sorar; Tanrım bu uzun süreli mi, temelli ve herkes için geçerli olan bir ebediyet midir?” İlk dönem karakalem çalışmalarında maden işçilerini, köylüleri ele almış, patates yığınları, dokuma tezgahı gibi konuları işlemiş bir yandan da kasvetli gökler ve koyu renklerle iç karartıcı manzaralar resmetmiştir. Patates Yiyenler tablosu bu kasvetli ve iç karartıcı dönemini simgeler Vincent Van Gogh Museum, Amsterdam. 1885 tarihli resimde iç mekanda günlük yaşam konu edinilmiştir. İşçiler kendi ektikleri patatesleri paylaşarak yerken gösterilmişlerdir. Tek ışık kaynağı yukarıdan sarkan bir lambadır. Lambanın ışığı patatesleri aydınlatır. Resmin genelinde aynı renk ve tonlar hakimdir. Yeşilin ve kahverenginin koyu tonları. Patatesin tozlu rengini elde etmeye çalışıyordu. Bütün resme hakim olan renk yabani patates rengiydi. Resmin kasvetli ve karanlık görünümü ve insanların yüzleri, yoksulluğu melankolik bir atmosfer yaratıyor. Bu tür insanları gözlemleyen Van Gogh da yoksulluğun ne demek olduğunu biliyordu Bu dönemlerde kardeşine yazdığı bir mektupta ” Böyle devam ederse hedefime varamayacağım. Bu kadar uzun zaman aç kalmasaydım bünyem daha kuvvetli olurdu. Fakat her seferinde daha az çalışmak ya da aç kalmak şıklarından birini seçmem gerektiğinde ben hep aç kalmayı tercih ettim. Bir insan buna nasıl dayanabilir? Açlığın etkisini resimlerimde öylesine görebiliyorum ki geleceğim için kaygılanıyorum”. 1882 tarihli Hüzün adlı taşbaskısında oturan çıplak bir kadın tasvir edilmiştir Vincent Van Gogh Museum, Amsterdam. Kadının başı dizine doğru eğilmiştir ve kolları arasında kalmıştır. Koyu renk uzun saçları çıplak sırtından aşağıya dökülmektedir. Saçlar ten rengiyle kontrast oluşturur. Figürün dış hatları belirginleştirilmiştir. Kolları arasında kalan yüzü görülmez ama büyük ihtimalle ağlamaktadır ya da üzgün bir ifade içindedir. Tek başına bırakılmış, çaresiz bir durumu vardır. Kederleriyle birlikte yapayalnızdır, itilmiştir. Kederin dokunaklı bir ifadesine tanık oluyoruz. Buradaki kadın Van Gogh’un birlikte yaşadığı alkolik, gebe ve fahişe Sien’dir. Bu resmin bir de karakalemle yapılmış deseni vardır. Van Gogh’un 1890 yılında Sonsuzluğun Eşiğinde – 1890- adlı resminde de yine kederler içindeki bir insanın tasviri vardır Rijksmuseum Kröller Muller, Otterlo . Resimde sandalye üzerinde oturan mavi pantolon ve gömlekli yaşlı bir adamın derin acısı yansıtılmıştır. Yaşlı adam yumruk yaptığı elleriyle yüzünü kapamış, dirseklerini bacaklarının üzerine dayamış ve öne doğru eğilmiştir. Gözleri ve yüzü görünmüyor ama o da ağlamaklı ve yıkılmış bir durumdadır. Yine aynı yıl yaptığı Doktor Gachet’in Portresi -1890- adlı resimde de masaya dirseğini dayamış oturan bir adam görülür Musee du Jeu de Pavme,Paris. Beyaz kasketli figürün yumruğu yanağında be başını destekler. Düşünceli ve kederli görünümlü Doktor Gachet’in kendisine sinirli olduğu kadar hasta göründüğünü de belirtir Van Gogh. Figürün yüzünde melankoli, hüzün, çaresizlik ve umutsuzluk hakimdir. Bu hüzün resmin her yanına yayılır. Bütün renkler ve çizgiler bu melankolik atmosfere uyar. Figürün çizgileri kasvetli görünümü izler ve bu duygusal ruh halini açığa vurur. Üzerindeki lacivert ceket ve arka planın koyu mavi rengi ve yüzün solgunluğu ifadeyi güçlendirir. van Gogh resimde kendini yaşamdan koparıp alacak yolu arıyordu. Coşkusunu, içinde kopan fırtınaları, hüzünleri, aşırı hislerini portrelerine yansıtan ikinci bir ressam daha yoktur. Kendisiyle sürekli hesaplaşan, bir türlü emin olamayan, bir başkasının eline bakmaktan dolayı sürekli ezik ve hassas olan ama gittiği, inandığı yoldan vazgeçmeyen, çevresindekiler tarafından anlaşılamamış bir Van Gogh. Acılarıyla, mutsuzluğuyla, huzursuzluğuyla, arayışları, hırsı, coşkusu, sonsuz yalnızlığı, sevgiye açlığı, yoksulluğu, yaptığına duyduğu saygı, kısa yaşantısına sığdırdığı onca yapıtı, erkek kardeşi Theo’ya yazdığı mektuplar, hastalığı, krizleri, bir tas çorba ile boya tüpü arasındaki seçimleri onu Van Gogh yapanlar. “Çoğu zaman 30 yaşında olduğuma inanamıyorum. Çok daha yaşlı hissediyorum kendimi. En çok beni tanıyanların çoğunun bana rante’ gözüyle baktıklarını düşündüğümde ve bazı şeyler değişmezse belki de haklı çıkacaklarına inandığımda içim kararıyor, sanki bu şimdiden gerçekleşmişçesine bir umutsuzluğa kapılıyorum” Ren Nehrinde Yıldızlı Bir Gece -1888- adlı manzarasında yıldızlı gecenin tasviri göz kamaştırıcıdır. Işık saçan yıldızlar, kıyıdan denize vuran yapay ışıklar ve lacivertle mavi tonları resmin bütününe yayılır. Ön planda yürüyen bir çift görülür. Buradaki ve başka resimlerinde görülen çiftlerden erkek olanı kızıl saçlı olarak tasvir edilmiştir. Hayatı boyunca yalnız olan ressam gerçek hayatta asla bulamadığı eşini resimlerinde hep yanında çizmiştir. Figürler manzarada çok küçüktür ve yüzleri seyredene dönüktür. Bir mektubunda ” Gece manzaralarını ve gece ortamının özelliklerini, gecenin gerçek karanlığı içinde ve yerinde tuvale aktarma sorunu beni her taraftan kuşatmakta” diye yazmıştı. Gökyüzündeki yıldızlara gitmek için ölümün bir araç olduğunu belirtir. Ölümle ulaşılan yıldızların erişilir olabileceğini düşünüyordu. Gece karanlıktır, korkudur, ölümdür, uykudur, yalnızlıktır, hüzündür. Bulutlu Göğün Altındaki Buğday Tarlası -1890-resmi için “bunlar kasvetli gökyüzünün altında uzanan uçsuz bucaksız buğday tarlaları…derin kederi ve sonsuz yalnızlığı ifade etmekte zorlanmadım” diye yazar Theo’ya mektubunda. Vincent Van Gogh Museum, Amsterdam. Ancak ona göre üzüntü ve üzgün yine de iyileştiricidir ve neşelidir. Resmin yarısından çoğunu kaplayan koyu mavi tonların hakim olduğu gökyüzü altında sarılar ve yeşiller beyazlarla ışıklandırılmış tarlalar uzanmaktadır. Önde birkaç küçük gelincik başı vardır. “Kanımca somurtkan yeşil renkler toprak rengi tonlarıyla iyi bir uyum içinde; bunda sağlıklı ve bu yüzden itici bulmadığım bir üzüntü havası var” bUĞDAY TARLASI VE KARGALAR Buğday Tarlası ve Kargalar da -1890-yine kasvetli ve karanlık bir gökyüzü tasviri vardır Vincent Van Gogh Museum, Amsterdam. Van Gogh bu resimle de yine kederini ve aşırı yalnızlığını iletmeye çalışmıştır. Geniş tarladan üç ayrı yol ayrılır. Seyreden resmin köşesinde veya tarlada patikanın sonunun ve ufkun nerede olduğunun bilinmezliğiyle sarsılır. Geniş açık tarlaların normal perspektif kurgusu tersine dönmüştür. Çizgiler resmin önünde buluşmak için ufuktan kaçar. Vincent bu resmi yaparken önünde malzemeleriyle ufka doğru yükselen iki yolun böldüğü buğday tarlasının – üçüncü yol resmin sağ alt köşesinde kalmıştır- karşısında yere çökmüş ve önce sola sonra sağa iki kez ateş etmişti. Kara kuşlar ölümü çağrıştırır. Fırtınalı alçak gökyüzünde uçuşan kargalar ve gökyüzünde belirgin mor fırça vuruşları izleyende yalnızlık ve keder duygularını uyandırır. 29 temmuz 1890 da kendini vuran Van Gogh iki gün sonra ölmüştür. Ölümünden sonra üzerinde bulunan kardeşine yazdığı ama göndermediği mektupta ” kısaca sanat uğruna hayatımı tehlikeye atıyorum ve bu yüzden aklımın yarısını yitirdim” diye yazmıştır. VİNCENT VAN GOGH’UN RESİMLERİ VE ESERLERİNİ GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ
VİNCENT VAN GOGHHollandalı ünlü ressam Vincent Willem van Gogh 30 mart 1853 yılında Hollandanın Zundert şehrinde dünyaya gelmiştir. Batı dünyasının sanat tarihinde en çok tanınan etkili bir kişiydi. Ünlü ressamın eserleri çizdiği yağlı boya eserlerinde fırça darbeleriyle tüm dünyada tanınmaktadır. Baskın renkler ve kalın boya kullanarak resimlerini çizen gogh en fazla sarı, yeşil, mavi ve yeşil renkleri başyapıt eselerinde kullanmıştır. Sanat tarihinde binlerce tablo çizen gogh aralarında 800-900 arası yağlı boya tablonun olduğu toplamda 2000-2100 adet kadar resim ve çizim çalışmaları bulunmaktadır. Art izlenimcilik akımını başlayan kişi olarakta tanınmaktadır. Bunların yanı sıra Realizm, Modern sanat, İzlenimcilik, Dışavurumculuk gibi dönemlerede tanıklık etmiştir. Van Gogh'un en ünlü eserleri ve tabloları başında " Yıldızlı Gece - 1889 ", " İrisler - 1889 ", " Patates Yiyenler - 1885 ", " Arlesteki Yatak Odası - 1888 ", " Kafe Terasta Gece - 1888 ", " Selvili Buğday Tarlası - 1889 ", " Sarı Ev - 1888 ", " Çiçek Açan Badem Ağacı - 1890 ", "Buğday Tarlası ve Kargalar - 1890", " Gece Kahvesi - 1888 " gibi bir çok başyapıt tabloları bulunmaktadır. Orijinal tabloları Hollanda, Orsay Müzesi - Paris, Ulusal Sanat Galerisi - ABD, Kröller-Müller Müzesi - Hollanda ve Metropolitan Müzesi - New York gibi dünyaca ünlü sanat merkezlerinde sergilenmektedir. Vincent çoğu eserini ölümüne son 2-3 yıla kadar yapmış bulunmaktadır. 29 Temmuz 1890 yılı 37 yaşında Fransada Gogh'un birbirinden güzel en çok tanınmış ve beğenilen reprodüksiyon kanvas duvar tablolarını internet sitemiz bulabilirsiniz.
Hollandalı Post Empresyonist Ressam Vincent van Gogh 1853’de Nordbrabant’da doğdu. Bir papazın oğluydu. Değişken ve sıkıntılı bir çocuk olan Van Gogh, resme, ancak farklı nitelikte bir dizi deneyim ve başarısızlıktan sonra ilgi duydu. Öğrenimini tamamladıktan sonra bir süre Goupil Sanat Galerisi için Lahey, Londra ve Paris’te çalıştı, ama işinden kovuldu 1869-1876. Aşk alanında, yaşamı boyunca etkileneceği düş kırıklıklarından ilkini 1874’te tattı… biyografinin devamı Ayrıca, istanbul sanat evi güvencesi ile Vincent van Gogh eserlerinin kanvas baskılarını satın alabilirsiniz. Baskılarımız resim tuvali üzerine dijital baskı olarak hazırlanmakta ve derinlikli ahşap kasnağa gerili halde veya rulo halinde sunulmaktadır. Baskı ve kuruma işlemi bittikten sonra özel bir koruma katmanı sürülerek tablonun dış etkilere karşı dayanıklı olması sağlanmaktadır.
Vincent Van Gogh 1853-1890 resimleri Hayatı ve En Önemli Eserleri Hollandalı post-impressionist ressam Vincent Van Gogh, 37 yıllık yaşamının sadece son 10 yılında ve toplamda 2000’e yakın resim yaptı. Resim yapmaya çok sevdiği kardeşi Theo’nun ısrarıyla başladı. 1882’de Lahey’de yaşadığı dönemde amcası ona şehrin 12 manzarasının resmedilmesi işini ayarladı. Bu iş sayesinde Vincent perspektif tekniğini geliştirdi. 1883-1885 yılları arasında köylüleri konu aldığı resimler yaptı. Londra’da The British Museum ve The National Gallery’yi ziyaret ettiğinde özellikle köylüleri resmeden François Millet ve Jules Breton’dan çok etkilenmişti. Nuenen’de yaşadığı dönemde, köylü ve manzara resimleri yaptı. Theo ona malzeme alması için para gönderiyordu. Vincent da resimlerini gönderip, bir nevi kaça satarsan sat, bana verdiğin para bu resimlerin karşılığı olsun demek istedi. Ama resimler o dönem Paris’deki popüler sanat anlayışı için fazlasıyla karanlıktı. Hiç ilgi görmedi. Resim yaptığı ilk 6 yılda, tarzını bulmaya çalıştı, tekniğini geliştirdi. Ama bu yıllarda kendine iyi bakmadı, ruhsal çöküntüler yaşadı. 1886’da kardeşinin yanına Paris’e gitti. Theo’nun Paris’te Monet, Degas gibi ünlü izlenimci ressamların resimleriyle dolu bir galerisi vardı. Seurat’la tanışıp, noktalama tekniğini öğrendi, kendine adapte etti. Vincent artık renkleri keşfetmişti. Karanlık resimleri renklenmeye başladı. 1888’de çok sevdiği Güney Fransa’ya, Arles’e taşındı. Arles’deki evini güneyin resim stüdyosu yapma hayali vardı. Ama beslenmesi tütün ve absinth’ten ibaret olmuştu, ya absith’ten ya boya yemekten sarı renklere ayrı bir düşkünlüğü oldu. Düzgün düşünemez hale geldi. En sevdiği ressam arkadaşı Gauguin’i, birlikte çalışmak için meşhur sarı evine davet etti. Gauguin ve Vincent Van Gogh’un 2 aylık macerası, sanat açısından çok verimli başlayıp, bir tartışmaları sonrasında Vincent Van Gogh’un kendi kulağını kesmesi rezaleti ile sonuçlandı. Bugün o kulağı Gauguin’in kesmiş olabileceği tartışmaları hala devam ediyor. Gauguin, Van Gogh’un delirdiğini düşündü, O’nu Theo’ya şikayet etti ve Arles’i o gün terketti. Gauguin olaydan sonra Paris’e döndü ama olayı atlatması için kıta değiştirmesi gerekti, Tahiti’ye taşındı. Sonuç olarak Gauguin, Vincent’ın Arles’deki evine çağırabildiği ilk ve son sanatçı oldu. Planlar suya düşmüştü. 1888’den sonra Van Gogh un hayatı tedavi merkezlerinde geçti ancak verimli bir döneme girmişti ; en ünlü resimlerini son 2 yılında yaptı. Saint-Rémy’deki klinikte 1 yıl içinde 150’ye yakın resim yaptı. Artık resimleri sergilerde yer alıyor, övgüler topluyordu. Gauguin de resimlerinden birini görüp büyülenmişti. 20 Mart 1890’da Vincent’a mektup yazmış, hem sanatı övmüş hem de bir nevi affettiğini dile getirmişti. Vincent, Theo’ya yakın olmak için Paris’e yakın Auvers-sur-Oise’te bir kliniğe geçti. Buradaki 70 gününde, 70 resim yaptı. Ailesine, Auvers-sur-Oise’te çok mutlu olduğunu söyleyen bir mektup da yazmıştı ancak bir gün resim malzemeleriyle çıktığı yürüyüşte kendini göğsünden vurdu, ve 2 gün sonra vefat etti. Vincent’ın kardeşi Theo’ya yazdığı mektuplardan biri Van Gogh’un resimlerine bakışı ve hissettikleri, Paris’te birlikte yaşadıkları 2 yıl dışında, kardeşi Theo ile düzenli olarak mektuplaştığından bir nevi kayıt altında. Vincent Van Gogh’un başta kardeşi Theo olmak üzere, arkadaşları ve ailesi arasındaki mektuplaşmalarından bulunanlar, kayda alınmış durumda. Orjinal mektuplar, çizimler, İngilizce tercüme ve mektubu anlamak için yazılmış notlar bu sitede yayınlanıyor. Vincent Van Gogh’u daha yakından tanımak isterseniz mektuplarına bakmanızı tavsiye ediyorum. Theo, kardeşinden 6 ay kadar sonra frengiden vefat etti, bugün iki kardeş yan yana Auvers-sur-Oise’te yatmaktadır. The Courtesan 1887 The Courtesan, Vincent Van Gogh, Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda Vincent Van Gogh’un 1854-1890 The Courtesan 1887 isimli resmi Van Gogh Müzesi’nde Amsterdam, Hollanda. Resmin boyutu 100,7 cm x 60,7 cm. İlham Verici Resimleri Van Gogh’un benim için en ilham verici resimlerinden biri The Courtesan, yani “Fahişe”. Van Gogh kadar gözü farklı gören bir yaratıcı dahinin bile, beğendiği bir çizimi kopyalaması; benim gibi çizim yeteneği olmayanların dahi harikalar yaratabileceğinin bir müjdecisi gibi geliyor. Van Gogh, Japon kültürüne ilgi duyduğu bu yıllarda, 1886’da Paris Illustre dergisinin kapağından yayınlanan ve Keisa Eisen tarafından yapılmış bu çizimi çok beğeniyor. Paris’te, bu çizimi bire bir kopyalıyor, hem de bakarak değil, baya büyük kopyasını çıkartıp, kendi kanvasına kopya kağıdı olarak kullanarak. 1886’da Paris Illustre dergisinin kapağından yayınlanan çizim ve yanda Van Gogh’un çıkarttığı kopya Bu kadını sapsarı bir çerçeve içinde kullanıp, diğer parlak renklerini de ekleyince, Van Gogh’un elinden görsel bir şölen çıkmış. Eisen’den aldığı sadece kadının görseli, ama Van Gogh’un resminde dış alanda kullandığı diğer görseller de farklı Japon yayınlarından esinlenme. Resme dikkatli bakarsanız, önde bir kurbağa, solda bir turna ve üstte uzakta küçük bir sandal görürsünüz, Van Gogh’dan sembolizm pek beklenmedik. Turna ve kurbağa, fahişe kadınlar için kullanılan kelimelermiş. Self-Portrait with Grey Felt Hat 1887 Self-Portrait with Grey Felt Hat , Vincent Van Gogh, Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda Vincent Van Gogh’un 1854-1890 Self-Portrait with Felt Hat 1888 isimli resmi Van Gogh Müzesi’nde Amsterdam, Hollanda. Resmin boyutu 44,5 cm × 37,2 cm. Van Gogh, Arles’e gitmeden önce Seuratla ve onun geliştirdiği noktacılık tekniği ile tanışmıştı, bahsetmiştim. Van Gogh, Seurat’ı anlamaya çalıştığını ancak onu takip etmediğini söylemişti. Van Gogh gibi bir yaratıcının yapacağı anlama şekli, elbette bunu en üstün şekilde sanatına adapte etmek olacaktı. Bu portre böyle ortaya çıktı. Seurat’ın noktacılık tekniği o kadar çok emek istiyordu ki, bir resmi 2 yılda adeta dokur gibi işliyordu. İzlenimcilik ona göre spontane ve özensizdi. Bu, görmeye çok alıştığımız bir oto-portre olduğundan, resmi popüler bulabilir ve küçümseyebilirsiniz ama bu yanılgıya düşmeyin. Şimdi lütfen aşağıdaki yakınlaştırılmış resminde Van Gogh’un bu oto-portresini nasıl dokuduğuna bir bakın. Self-Portrait with Grey Felt Hat resmindeki fırça darbeleri Trees and Undergrowth 1887 Trees and Undergrowth, Vincent Van Gogh, Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda Vincent Van Gogh’un 1854-1890 Trees and Undergrowth 1887 isimli resmi Van Gogh Müzesi’nde Amsterdam, Hollanda. Resmin boyutu 46,2 cm x 55,2 cm. Van Gogh’un Muhteşemleri Bu muhteşem orman resmi, Van Gogh’un Arles öncesi Paris’te yaptığı resimlerinden. Bu resim ve Almond Blossom isimli resimlerin posterleri yan yana 9 yıl duvarımda asılı kaldı, gördüğüm her an bana taze nefes aldırdı, huzur verdi. İki resmi arkadaşıma hediye ettim, eminim her sabah şimdi onun içini açıyordur. İzlenimciler ve Barbizon okulu arasında orman resimleri ve özellikle ağaç altındaki çalılıklar önemli bir konuydu. Hatta sadece bu ağaç altındaki çalıkların resimlerini ifade eden, Fransızca özel bir isim bile vardı; sousbois! Van Gogh, fırça darbeleriyle yeşilin her tonunu, sabırla bir nakış gibi işlemiş. Güneşin ormanda yarattığı renk dalgalanmalarını yeşilin tonlarına ek olarak bazen sarı, bazen beyaz ve hatta kırmızı ile yansıtmış. The Yellow House 1888 The Yellow House, Vincent Van Gogh, Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda Vincent Van Gogh’un 1854-1890 The Yellow House 1888 isimli resmi Van Gogh Müzesi’nde Amsterdam, Hollanda. Resmin boyutu 72 cm x 91,5 cm. Van Gogh’un Arles’i güneyin stüdyosu yapma hayalleriyle kiraladığı meşhur sarı ev! Binalardan sağ köşedeki Van Gogh’un, 4 odalı evi… Odalardan biri Gauguin için ayrılmıştı hatırlarsınız. Sol köşedeki evin altı bakkal, Van Gogh tütünlerini, absinthini buradan mı alıyordu acaba? Uzakta sağda, tren yolu görünüyor. Van Gogh, Theo’ya yazdığı mektupta, bu resimden bahsetmişti. “Güneş vurduğunda, sarı binalar öylesine parlıyor ki, ve gökyüzü keskin bir mavilikte nasıl da derin…” demiş Van Gogh. Gördüğünü bu kadar güzel anlatabildiği için hayranım Vincent’a. The Bedroom 1888 The Bedroom, Vincent Van Gogh, Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda Vincent Van Gogh’un 1854-1890 The Bedroom 1888 isimli resmi Van Gogh Müzesi’nde Amsterdam, Hollanda. Resmin boyutu 72,4 cm x 91,3 cm. Tahmin ediyorum, pek çoğumuzu Van Gogh’la tanıştıran, daha çocuk yaşta onu sevmemizi ve eğlenceli bulmamızı sağlayan bu resimdi. Arles’teki meşhur sarı evinde bulunan yatak odası. Van Gogh resmi yapmadan önce odayı itinayla dekore etmiş. Theo’ya yazdığı mektupta, resmin en önemli özelliğinin renkleri olduğunu söylemiş. Tek tek anlatmış, duvarlar solgun menekşe, yatak ve sandalyeler taze tereyağı renginde, kapılar lila… Bu gördüğünüz resim, Van Gogh’un anlattığı renklere uyacak şekilde düzenlenmiş bir versiyonu, resim orjinalini görebilmemiz için özellikle bunu koydum. Resmin bugünkü halinde ise renklerde değişim var, araştırmacılar renklerde özellikle kırmızı pigmentin solduğunu söylüyor, işte bu sebeple lila olan kapı mavi, ve diğer renklerde de solgunluk var. Resmin bugünkü halini detaylı bir şekilde görmek isterseniz burada. The Bedroom resmindeki odanın canlandırması Araştırmacılar, Van Gogh’un gözünden bir canlandırma yapmak için Arles’teli sarı evin bu odasını yeniden aslına uygun dekore etmişler, bu harika odada kim yaşamak istemez ki! Van Gogh bu resimden itinayla 2 kopya daha yapmış, yani onun da favorilerinden. Yatak odasının pencerelerine dikkat ederseniz yeşil kepenkler kapalı. Duvardaki resimler de yine kendi yaptıklarından. Sağdaki portrelerden biri Paul-Eugene Millet, diğeri Eugene Bocha ait. Tavanı özellikle basık yapmış, Japon etkisi vermek için. Perspektif ise yine bilinçli olarak biraz garip. Evin sağ tarafı biraz yamukmuş, Van Gogh sağ taraftan tavanı göstererek bu durumu da dahil etmiş resmine. Cafe Terrace at Night 1888 Cafe Terrace at Night, Kröller-Müller Museum, Otterlo, Holllanda Vincent Van Gogh’un 1854-1890 Cafe Terrace at Night 1888 isimli resmi Kröller-Müller Müzesi’nde Otterlo, Hollanda. Resmin boyutu 80,7 cm × 65,3 cm. İşte Van Gogh’u gece resimlerine ve özellikle yıldızları resmetmeye motive eden Cafe Terrace. Van Gogh ilk kez bu resimde yıldızlara yer vermişti, sonrası biliyorsunuz adeta bir patlama yaşadığı “Starry Night”a kadar gitti. Van Gogh bu resmi yapmaya, bu cafeyi gece gördüğünde karar vermiş. Renklerinden çok etkilendiği için, resmi gözünün gördüğü şekilde, az ışık altında gece yapmaya karar vermiş. Normalde yapılan elbette gündüz gözü bir güzel taslağını çizip, geceden kalanlarla gün ışığında rahat rahat boyamaktır. Van Gogh mektubunda bu resimden şöyle bahsediyor; “Şu bir gerçek ki, gece ışığında yeşil yerine mavi görebilirim, lilayı mor seçebilirim. Ama beyaz ışıktan, mum ışığına geçtiğin zaman en zengin sarıları ve turuncuları yakalayabiliyorsun.” Bu resmi bahsettiği şekilde bir mum ışığında, gözünün o an gördüğü ve onu etkileyen renklerle resmetmiş. Zaten olay da bu değil mi, bu bir fotoğraf değil ki, olay bir saniye deklanşöre basmaktan ibaret değil. Bir ressamın gördüğü bir şeyi resmetmek için ne kadar motive olması gerektiğini düşünün. Bu cafe, o gece o saatlerde, işte tam da Van Gogh’un resmettiği şekilde görünüyordu. O yüzden bu kadar muhteşem ve etkileyici. Terasın alt kısmı sapsarı, gözyüzü mavi, arnavut kaldırımları lilaya çalıyor, sağda yemyeşil bir ağaç. Bugün bu cafe elbette bir Van Gogh Cafe’ye dönüştürülmüş durumda, bu durumu turistik ve itici bulmuyorum. Ben de Arles’e kadar gitsem, bu cafenin artık bugün bir bakkal olmasındansa cafe olarak kalmasını ve Van Gogh ile dolup taşmasını tercih ederdim, bir güzel de kahvemi içerdim. Cafe bugün nasıl görünüyor derseniz, burada. Sunflowers – 12 Sunflowers in a Vase 1888 Sunflowers 1888, Vincent Van Gogh, The National Gallery, Londra, İngiltere Vincent Van Gogh’un 1854-1890 Sunflowers – 12 Sunflowers in a Vase 1888 isimli resmi The National Gallery’de Londra, İngiltere. Resmin boyutu 92,1 cm x 73 cm. Van Gogh’un ayçiçeklerine olan tutkusu, 1887’de Paris’te başlamıştı, bu kompozisyonda değil ama yerde yatar şekilde 4 tane ayçiçeği daha yapmıştı. Bugün bu Paris versiyonları sergilendikleri müzelerin önemli resimleri arasında. Gauguin, bu ayçiçekleri denemelerini çok beğenmişti, hatta iki tanesi onun olmuştu. Van Gogh, Gauguin’i Arles’e davet ettiğinde bu ayçiçeklerinin alasını yapmak istedi. 12’si birden bir vazoda! Gauguin’in kalacağı odayı dekora edecekti. İlkini 1888’de, ikincisini 1889’da yaptı. Bu National Gallery’deki ilk versiyon, ikinci versiyon ise Amsterdam’daki Van Gogh müzesinde. Birbirinden ayırmak için en kolay yol, “Vincent” şeklindeki imzasını yoklamak. Vincent, vazonun koyu sarı kısmındaysa ilk versiyon, açık sarı kısımdaysa ikinci versiyon. Sunflowers 1889, Vincent Van Gogh, Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda The Starry Night 1889 The Starry Night, Vincent Van Gogh, MOMA, New York, ABD Vincent Van Gogh’un 1854-1890 The Starry Night – Yıldızlı Gece 1889 isimli resmi MOMA’da New York, ABD. Resmin boyutu 73,7 cm x 92,1 cm. Yıldızlı Gece resmini Saint-Remy’deki akıl hastanesinde yaptı, odasının camından güneşin doğuşunu izlemiş ve çok etkilenmişti. Theo’ya mektup yazmış, gün doğumunda yıldızları görmenin ne kadar büyüleyici olduğun, sabah yıldızının, gözüne ne kadar büyük göründüğünü anlatmıştı. Muhtemelen gördüğü Venüs’dü. Resmin adı YIldızlı Gece ama aslında yıldızlı bir sabahı anlatıyor. The Church in Auvers-sur-Oise, View from the Chevet 1890 The Church in Auvers-sur-Oise, Vincent Van Gogh, Orsay Müzesi, Paris, Fransa Vincent Van Gogh’un 1854-1890 The Church in Auvers-sur-Oise, View from the Chevet 1890 isimli resmi Orsay Müzesi’nde Paris, Fransa. Resmin boyutu 94 cm x 74 cm. Van Gogh, Arles’teki kulak kesme macerası sonrası kardeşi Theo’yu ve Gauguin’i dehşete düşürmüş, ardından kendini Saint-Rémy’deki akıl hastanesinde bulmuştu. Ortalık sakinleşince Theo’ya yani Paris’e yakın olan Auvers-sur-Oise’deki kliniğe geçti. Burada hem Theo’nun, hem de birçok ressamın arkadaşı olan onu tedavi etmeyi kabul etmişti. Van Gogh’un portresinden hatırlarsınız, Van Gogh doktorun bu portresini yaptıktan tam 100 yıl sonra, 1990’da, resim 82,5 milyon dolara satıldı. O yıl bu bir rekordu, resme ödenen para, bugünün parasıyla 144,1 milyon dolar ediyor, yani dünya üzeride satışı gerçekleşen en pahalı 5. resim. Van Gogh, Auvers-sur-Oise’de çok verimli bir döneme girmişti, her şey yolunda görünüyordu. Hem doktor hem de Theo iyileştiğini düşünüyordu. Ama malum sonu biliyorsunuz, Auvers-sur-Oise’de topu topu iki ay geçirebildi, ve hayatını başarısız bir intihar girişimi ile sürünerek sonlandırdı. Bu resme konu olan kilise, 13. yy’dan kalma gotik tarzıyla Auvers-sur-Oise’in en gösterişli binalarından biri. Kilisenin bugünkü halini, Van Gogh’un açısından görmek isterseniz buraya tıklayın. Dilerseniz bu bağlantıdan 360 derece görüşle bakabilir, hatta kilisenin içini bile ziyaret edebilirsiniz. Van Gogh’un görüp de resmettiği bir şeyi, capcanlı gözle görmek, ona olan hayranlığımı daha da arttırıyor. İşte aynı bina, biz de bakıyor, görüyoruz… O da bakıyor, ne görüyor, daha doğrusu nasıl görüyor. Van Gogh her ne kadar stiliyle post-impressionist olarak anılsa da, onun stiline henüz bir ad veremediğimiz ortada. O sadece resim yaptığı dönem göz önünde bulundurularak bir akımın içinde gruplandırılıyor. Bana göre bu stil, Van Gogh stili ve bu dünyada gelmiş geçmiş en eşsiz stil. Almond Blossom 1890 Almond Blossom, Vincent Van Gogh, Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda Vincent Van Gogh’un 1854-1890 Almond Blossom 1890 isimli resmi Van Gogh Müzesi’nde Amsterdam, Hollanda. Resmin boyutu 73,3 cm x 92,4 cm. Vincent Van Gogh’un Son Zamanları Van Gogh 1890’da, yani hayatını kaybettiği senenin başında, çok sevdiği kardeşi Theo’dan bir mektup aldı. Theo’nun bir oğlu olmuştu ve adını eşi ile birlikte Vincent koymuşlardı. Bu habere çok sevinen Van Gogh, onlara özel bir resim hediye etmek istedi. Hem Japon sanatı etkisinde olan, hem de Arles’de tomurcuk açan ağaçlardan etkilenen Van Gogh, bir badem ağacının tomurcuklarının patladığı, bembeyaz çiçekli halini mavi gökyüzü önünde boyayıverdi. Bu resim pek de Van Gogh’tan görmeye alışık olmadığımız tarza olduğundan, sevenlerinin gözünde ayrı bir yeri var. Doğu kültüründe, badem ağaçları Şubat’ta çiçek vererek, baharın gelişini müjdeliyor. Tıpkı küçük Vincent’ın doğumunu müjdeler gibi. Wheatfield with Crows 1890 Wheatfield with Crows, Vincent Van Gogh, Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda Vincent Van Gogh’un 1854-1890 Wheatfield with Crows 1890 isimli resmi Van Gogh Müzesi’nde Amsterdam, Hollanda. Resmin boyutu 50,5 cm x 103 cm. Van Gogh’un son resmi olarak bilinen ama aslında son resmi olmayan “Wheatfield with Crows – Kargalarla Buğday Tarlası” isimli resmi, Van Gogh’un sanatında adeta patlama yaşadığı son 4 yılında belki de kasvet içeren tek resmidir. Bu yüzden de intihar etmeden önce, bu resmi yaptığı düşünülür. Belki de resimleri bu şekilde anlamlandırmayı çok sevdiğimizden. Bu resmi 10 Temmuz’da tamamladığını söyleyen bir notu var. Vefat ettiği 29 Temmuz’dan önce tamamlanmış olduğu tahmin edilen 3 resim daha var, biri 14 Temmuz tarihli. Sonuçta, ihtihar etmesine günler kala tamamladığı resimlerden biri olduğu gerçek. Van Gogh, kulağını kesmesi ve Gauguin’i çıldırtmasının ardından, Arles’i terketmek zorunda kalmış, Theo’ya yani Paris’e yakın Auvers’teki Saint Remy hastanesinde kalmaya başlamıştı. Bu manzara da Auvers’den. Özellikle bu resimden değil ama, genel olarak buğday tarlalarını konu ettiği resimlerinden Theo’ya mektuplarında bahsetmişti. Mavi gözyüzü altında sarı buğday tarlaları, yarattığı kontrast ile çok ilgisini çekiyordu. Kızgın gözyüzü altında, rüzgardan şişmiş buğdaylar enginlik hissini çok iyi veriyordu. Bunun yanlızlığını ve üzüntüsünü çok iyi ifade ettiğini düşünüyordu. Ama karamsar anlam çıkmasını istemiyordu bundan, buğday tarlalarının ve bu açıkhava manzarasının ona çok iyi geldiğini de ekliyordu. Bu resim Van Gogh’un çift kare olarak adlandırılan, yatay resimlerinden. Boyu, eninin iki katı olan kanvasları son zamanlarda severek kullanıyordu. Uzmanlar yıllardır resimdeki kargaları ölümün habercisi, ufukta bitmeyen yolu kaybolmuşluk, yer ve gökyüzünün birbirine karışmasını buhran olarak yorumladı durdu. Birden fazla ışık kaynağı olmasını anlamlandırmaya çalıştı, biri ay ya da güneşse, diğeri neydi? Bilemeyiz ki… Belki de bu sadece Van Gogh’un şahit olduğu enfes manzaralardan biriydi. Temmuz’da, hasat zamanının tam da ortasında, tarlaya kargalar üşüşmüş, böylesine dramatik bir manzarayı Van Gogh’a göz ziyafeti olsun diye sunmuşlardı. Hem belki de Van Gogh intihar etmemişti, kendini yaralayıp iki gün süresince ağır ağır ölmesi sadece bir kazaydı. Van Gogh’un yaşamı boyunca yaşadığı, resim yaptığı yerler Van Gogh Route isimli sitede detaylıca listelenmiş durumda. Harita üzerinden tıklayıp adresleri ve orada yaptığı resimleri açabiliyorsunuz. Related TopicsAlmond BlossomAmsterdamArlesCafe Terrace at NightGünde1ResimHollandaLaheyParisPost EmpresyonizmRessamlarSunfowersThe BedroomThe Church in Auvers-sur-OiseThe CourtesanThe Starry NightThe Yellow HouseVan GoghVan Gogh MüzesiVincent Van GoghWheatfield with CrowsYıldızlı Gece
van gogh kolay manzara eserleri