Acıüstüne acı çekecekler!" Şatodaki olanları ve Doğan Bey’in yaralanmasını unutamıyor son isteklerini hatırladıkça istemeyerek gözleri yaşla doluyordu. “Hey koca yiğit hey a Baba Zünnun : Vergi sorununu bahane eden Türkmenler isyan ederek Bozok(Yozgat) çevresinde ayaklandılar.(1526) Adana valisi Piri Bey tarafından isyan bastırıldı ve Baba Zünnun öldürüldü. b) Kalenderoğlu : Hacı Bektaş soyundan olduğunu iddia eden Kalender Çelebi, tımarları elinden alındığı için Mohaç seferini fırsat bilerek isyan etti. Almanİmparatoru Şarlken ile Fransa Kralı I.Fransuva arasında Avrupa’nın üstünlüğü mücadelesi vardı.Fransa’yı tehdide başlayan Şarlken’in bir yandan Akdeniz’e ,öte yandan Orta Avrupa’ya egemen olmak istemesi Osmanlıyı rahatsız etmekteydi. I.Fransuva’nın 1525’te Şarlken’e esir düşmesi üzerine,Fransa SEBEPLERİ 1)- Fransız ihtilalinin milliyetçilik, bağımsızlık gibi fikirlerinin etkisi. 2)- Rusya'nın ve Avrupa Devletleri'nin kışkırtması. 3)- 1804 de kurulan Etniki Eterya Cemiyeti'nin çalışmaları. İSYAN: 1821'de Mora'da başlayan isyan kısa sürede büyüdü. Osmanlı hükümeti Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'dan yardım DAĞILMADÖNEMİ. 19. YÜZYILDA OSMANLI DEVLETİNİ SARSAN OLAYLAR: 1)- Sırp İsyanı (1804) 2)- 1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı ve Bükreş Antlaşması. 3)- Yunan İsyanı. 4)- 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı ve Edirne Antlaşması. 5)- Mısır Valisi Kavalalı mehmet Ali Paşa'nın İsyanı. 71DDw. Osmanlı Devleti ve Yaşanan Gelişmeler 20. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılıp yok olduğu ve yıkıntıları üzerinde yeni bir bağımsız Türk devleti'nin kurulduğu asır olarak tarih sayfasındaki yerini yy başında Osmanlı devletinde kötü gidişi durdurmak birlik ve bütünlüğü sağlamak için türlü kurtuluş çaresine başvurulsa da bunlardan istenen verim elde edilememiş ve yıkılış kaçınılmaz yüzyıl Osmanlı Devleti açısından birçok değişimin yaşandığı bir yüzyıldır. Siyasi sınırlar, yönetim anlayışı, demografik yapı, kültürel hayat, teknolojik gelişmeler değişimin yaşandığı belli başlı alanlardır. XIX. yüzyılda başlayan bu değişimin etkisi XX. yüzyılın ilk yıllarında da görülmektedir. Bu etkiler sonucunda yaşanan olaylar devletin kaderini de belirlemiştir. Mutlakıyet yönetiminden meşrutiyete geçilmiş ve padişahın yanında İttihat ve Terakki Fırkası da yönetimde söz sahibi olmaya başlamıştır. Milliyetçilik akımının etkisiyle ayaklanan milletlerle uğraş yöneticiler, bir yandan da Avrupalı devletlerin içişlerine karışmalarını engellemeye uygulanan politikalar sorunlara çözüm bulamıyordu. Osmanlı Devleti’nde iç karışıklıkla rın olduğu, savaşların devam ettiği bu dönemde sosyal yaşam da değişiyordu. Kaybedilen topraklardan gelenler ve köyden kente göç edenlerle beraber şehirli nüfusu artıyordu. Nüfus artışı ile beraber teknoloji de şehirleri ve yaşamı değiştiriyordu. Elektrik, otomobil, tramvay, telefon, telgraf kullanılmaya başlanıyordu. Basın yayın organlarının sayısı çoğalıyordu. Eğitim alanında Avrupa örnek alınarak kız öğrencilerin de eğitim alabildikleri yeni eğitim kurumları açılıyordu. Eğitimin yanında güzel sanatlar, mimari, resim, müzik gibi alanlarda da Avrupa etkisi görülüyordu. Avrupalı ressamlar tarzında resimler yapılıyor, mimaride Batı etkileri taşıyan eserler inşa ediliyordu. Yine Batı etkisiyle opera ve bale ülkeye girmeye başlarken tiyatroda yeni oyunlar yazılıyor ve oynanıyordu. Şimdi de XX. yüzyılın ilk yıllarında yaşanan gelişmeleri ile detaylıca görelim I-TARBLUSGARP SAVAŞI VE UŞİ ANTLAŞMASI 1912 19. yüzyılda siyasi birliğini tamamlayıp, sanayisini de geliştiren İtalya, sanayisi için gerekli olan hammadde ve pazar ihtiyacını karşılamak amacıyla sömürge aramaya başladı. Zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahip olan Trablusgarp, İtalya'nın hemen karşısındaydı. Üstelik Osmanlı Devleti'nin burayı savunabilecek gücü yoktu. İtalya 1911'de Trablusgarp'a saldırdı. Osmanlı donanması yetersizdi. Mısır da İngiliz işgalindeydi. Bu nedenle karadan ve denizden yardım gönderilemedi. Yalnız, Mustafa Kemal, Enver Bey gibi bazı genç subaylar gönüllü olarak gizlice Trablusgarp'a giderek İtalyanlara başarıyla karşı koydular. İtalya Osmanlı Devleti'ni barışa zorlamak amacıyla Rodos ve çevresindeki On İki Ada’yı işgal etti. Çanakkale Boğazı'na saldırdı, ancak bir sonuç elde edemedi. Bu sırada Balkan Savaşı’nın çıkması üzerine Osmanlı Devleti barış istedi. İtalya ile Uşi Antlaşması yapıldı. Buna göre;• Trablusgarp'ın yönetimi İtalya'ya bırakıldı.• Rodos ve çevresindeki On İki Ada geçici olarak İtalya'ya Savaşı sonunda; İtalya, Doğu Akdeniz ve Ege'de önemli bir güç haline geldi. Osmanlı Devleti Kuzey Afrika'daki son toprağını da kaybetti. İtalya On İki Ada’yı geri SAVALAŞLARI 1912-1913 Rusya'nın çalışmaları sonunda Sırbistan, Bulgaristan, Yunanistan ve Karadağ arasında gizli bir ittifak kuruldu. Amaçları Osmanlı Devleti'nin Balkanlarda kalan topraklarını paylaşmaktı. Balkan devletleri, Trablusgarp Savaşı'ndan da yararlanarak 1912'de I. Balkan Savaşı'nı başlattılar. Osmanlı Devleti yapılan savaşlarda yenildi ve tüm Balkan topraklarını kaybetti. Yunanlılar, Ege adalarını işgal etti. Arnavutluk bağımsızlığını ilan kaybedilmesinde; Savaş başlamadan önce ordunun önemli bir kısmının terhis edilmesi, ordu mensupları arasında particilik çekişmeleri ve çeşitli anlaşmazlıkların olması etkili Balkan Savaşı, Londra Antlaşması’yla sona erdi. Bu antlaşmayla• Edirne ve Kırklareli dahil bütün Balkan toprakları Balkan devletlerine bırakıldı.• Ege adaları Avrupa devletlerinin vereceği karara bırakıldı Daha sonra Yunanistan'a verildiBalkan devletleri, Osmanlı Devleti'nden aldıkları yerleri paylaşırken anlaşmazlığa düştüler. Yunanistan, Sırbistan ve I. Balkan Savaşı'na katılmayan Romanya Bulgaristan'a savaş açtılar. Bulgarlar yenildi. Bu durumdan yararlanan Osmanlı Devleti, Edirne ve Kırklareli'ni geri aldı. Balkan Savaşları sonunda;• Osmanlı Devleti tüm Balkan topraklarını kaybetti. Balkanlardan Anadolu'ya büyük göçler oldu.• Ege adalarının Yunanistan'a verilmesiyle Ege'deki Osmanlı üstünlüğü sona erdi.• Balkanlarda çok miktarda Türk kaldı. Bu durum Türk azınlıklar sorununu ortaya çıkardı. Osmanlı Devleti bu Türklerin haklarını korumak ve sınırları belirlemek için Bulgaristan'la İstanbul, Yunanistan'la Atina Antlaşması'nı yaptı.• Arnavutluk Osmanlı Devleti'nden ayrılan son Balkan devleti SAVAŞI 1914-1918 Savaşın NedenleriSömürge yarışı; Sanayi înkılabı sonunda üretimdeki artış hammadde ve pazar ihtiyacını artırdı. 1870'li yıllarda birliğini tamamlayıp sanayisini geliştiren Almanya dünyada sömürgeleştirilecek fazla bir yer kalmadığından İngiliz sömürgelerine göz dikti. Bu durum savaşın en önemli nedeni Avusturya - Macaristan İmparatorluğu ve İtalya ile ittifak Devletleri grubunu oluşturdu. İngiltere, Fransa ve Rusya da aralarında anlaşarak İtilaf Devletleri grubunu oluşturdu. Gruplaşmalar rekabeti ve silahlanma yarışını yüzyılda milliyetçilik hareketleri etkisini iyice artırdı. 1914'te Saraybosna'yı ziyaret etmekte olan Avusturya - Macaristan veliahdı Ferdinand bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürüldü. Bu durum I. Dünya Savaşı'nı başlatan olay - Macaristan İmparatorluğu olayın sorumluluğunu Sırbistan'a yükleyerek, Sırbistan'a savaş açtı. Rusya, Sırbistan'ın yanında yer aldı. Fransa ve İngiltere'de Rusya'yı destekledi. Almanya ise Avusturya - Macaristan'ın yanında savaşa süre tarafsız kalan İtalya Almanya'dan ayrılıp İtilaf Devletleri'nin yanında savaşa girdi. Savaş sırasında Osmanlı Devleti ile Bulgaristan Almanya'nın yanında, Japonya, ABD, Romanya ve Yunanistan ise İtilaf Devletleri'nin yanında I. Dünya Savaşı'na Devleti'nin Savaşa Girmesi ve Savaştığı CephelerOsmanlı Devleti'nin savaşa girmesinde; son zamanlarda kaybedilen yerleri geri almak, siyasi yalnızlıktan kurtularak devletin parçalanmasını önleme düşüncesi etkili oldu. İktidardaki İttihat ve Terakki liderlerinin aşırı Alman hayranı olması ve savaşı Almanya'nın kazanacağına inanmaları, son zamanlarda kaybedilen yerlerin çoğunun İtilaf Devletleri'nde olması, özellikle Rusya'nın Osmanlı Devleti üzerindeki emellerinin bilinmesi Osmanlı Devleti'nin Almanya'nın yanında savaşa girmesinde etkili Osmanlı Devleti'ni kendi yanında savaşa sokarak; cephe sayısını çoğaltıp savaşı geniş bir alana yayarak Avrupa'daki savaş yükünü azaltmayı, Süveyş kanalı ve Boğazları kontrol ederek İtilaf Devletleri'nin sömürgeleri ve Rusya ile bağlantısını kesmeyi, Osmanlı hükümdarının halifelik sıfatından yararlanmayı, Osmanlı Devleti'nin insan ve hammadde kaynaklarından yararlanmayı amaçladı. İttihatçılarla Almanlar arasında gizli bir antlaşma yapıldı. Bu antlaşmadan sonra Akdeniz'de İngilizlerden kaçan iki Alman savaş gemisi Osmanlı Devleti'ne sığındı. Osmanlı Devleti'nin satın aldığını ilan ettiği bu iki gemi daha sonra gizlice Karadeniz'e çıkarak Rus limanlarını bombaladı. Bunun üzerine Rusya Osmanlı Devleti'ne savaş DEVLETİNİN SAVAŞTIĞI CEPHELER Kafkas CephesiBu cephe 1914'te Rus saldırısıyla açıldı. Ruslar durdurulduktan sonra Enver Paşa’nın başlattığı karşı taarruz ağır kış şartları, açlık ve salgın hastalıklar yüzünden ağır kayıplar ve başarısızlıkla sonuçlandı. Ruslar Erzurum, Muş, Bitlis ve Erzincan'ı aldı. 1916'da Doğu Cephesine atanan Mustafa Kemal Paşa Muş ve Bitlis'i, Ruslardan geri aldı. Bu sırada Rusya'da ihtilal çıktı. İktidarı ele geçiren Sovyet Rusya ile Brest Litowsk Antlaşması yapıldı. Bu antlaşma ile Rusya, 1878'de Berlin Antlaşması'yla aldığı Kars, Ardahan ve Batum'u Osmanlı Devleti'ne geri CephesiBu cephe İtilaf Devletleri tarafından açıldı. İtilaf Devletleri; • Boğazlar yoluyla Rusya'ya erzak ve cephane yardımı yapmak,• Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakmak,• Balkan devletlerini kendi yanlarında savaşa sokarak Balkanlardan Almanya'ya karşı yeni bir cephe açmak istemişlerdir.• Ancak hem deniz hem de kara savaşlarında ağır bir yenilgiye uğradılar. Osmanlı Devleti’nin kazandığı Çanakkale Savaşları• I. Dünya Savaşı'nın en az iki yıl uzamasına,• İngiltere ve Fransa'dan yardım alamayan Rusya'da karışıklıklar çıkmasına,• Bulgaristan'ın Osmanlı Devleti ve Almanya'nın yanında savaşa girmesine,• Mustafa Kemal'in Türk halkı tarafından tanınmasına, neden CephesiBu cephe Irak petrollerini ele geçirmek, Türk ordusunun İran'a girmesini engellemek isteyen İngilizler tarafından açıldı. Osmanlı Devleti burada önemli başarılar elde etti. Ancak bu başarılar devam ettirilemedi. 1917'de Bağdat'ı alan İngilizler, Musul sınırlarına kadar geldiler. Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan üç gün sonra da Musul ve Kerkük'ü işgal - Filistin ve Suriye CephesiOsmanlı Devleti, Almanların da isteğiyle İngiltere'nin Hindistan sömürgeleriyle en kısa yolu olan Süveyş kanalını almak ve Mısır'ı yeniden ele geçirmek amacıyla Kanal harekatını başlattı. Ancak düzenlenen harekat başarısızlıkla sonuçlandı. İngilizler Arapları da isyan ettirerek ilerlemeye başladı. 1917'de Filistin'i ele geçiren İngilizler, 1918'de Suriye'yi de alarak Anadolu sınırlarına dayandılar. 1918'de Yıldırım ordularına atanan Mustafa Kemal, İngilizleri Haleb'in kuzeyinde durdurdu. Bu sırada Mondros Ateşkes Antlaşması CephelerOsmanlı Devleti yukarıdaki cepheler dışında Hicaz ve Yemen'de isyan eden Araplar ve İngiliz kuvvetleriyle savaştı. Ayrıca müttefiklerine yardım amacıyla, Galiçya'da Rus, Romen ve Sırplara karşı Sona Ermesi1914'te başlayan I. Dünya Savaşı dört yıl sürdü. Savaş sonunda Almanya, Avusturya - Macaristan, Bulgaristan ve Osmanlı Devleti'nin içinde yer aldığı İttifak Devletleri yenildi. Ancak savaştan yenen ve yenilen bütün devletler çok zarar gördü. Milyonlarca insan öldü. şehirler yakılıp yıkıldı. Savaştan sonra yenenlerle yenilenler arasında önce ateşkes sonra da barış antlaşmaları yapıldı. Bunların sonucunda;• İmparatorluklar yıkıldı. Yerine yeni devletler kuruldu.• Bazı ülkelerde rejim değişti. Demokrasi yönetimleri daha da Devleti savaşın yenilgiyle sonuçlanacağının anlaşılması ve müttefiklerinin savaştan çekilmeye başlaması üzerine 30 Ekim 1918'de İtilaf Devletleri’yle Mondros Ateşkes Antlaşması'nı imzalayarak savaştan çekildi. - Okuma Sayısı Bu yazı 130485 defa okunmuştur. Osmanlı İmparatorluğunun Savaşa Girişi 19. yüzyılda yeni bir denge arayan Osmanlı İmparatorluğu için Almanya bir umut idi. Fakat Bismark "Doğu Sorunu" ile ilgilenmiyordu. Bismark'ın çekilmesi ve Almanya’nın 1890'dan sonra politikasını değiştirip, Osmanlı İmparatorluğu’nu kendisine hayat alanı olarak seçmesi ile Almanya yeni bir denge olarak belirdi. Doğal olarak bu ilişkiler Osmanlı İmparatorluğu’nu Alman nüfusu altına soktu. Almanya’nın ekonomik yayılması ve özellikle Bağdat Demiryolu Projesi en çok İngiltere’yi ve sırasıyla Fransa ve Rusya’yı etkiledi, onların Osmanlı Devleti'ne daha fazla düşman olmalarına yol açtı. İngiliz politikası Osmanlı aydınlarında ve özellikle II. Abdülhamit üzerinde olumsuz bir etki yaptı. İngilizlerin Arabistan’ı yutmak ve işgalleri altındaki Mısır Hıdivi’ni Halife yapıp, İslam Dünyası’nı kendi çıkarlarına göre yönlendirmek, Rusya'ya karşı koymak için büyük Bulgaristan’ı gerçekleştirmek istediğini arzusu içerisindeydi. Ermenileri desteklediğini düşünen II. Abdülhamit İngiltere’yi suçluyordu. Bu da Osmanlı İmparatorluğu’nu Almanya'ya daha çok yaklaştırdı. Almanya kültür ve ticaret yatırımlarını hızla arttırdı. Almanya ve Kayzer Wilhelm yeni bir kurtarıcı olarak görülmeye başlandı. Hatta İttihat ve Terakki 29 Nisan 1898'de İmparator Wilhelm'e başvurarak, II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesi için destek olunmasını istedi. Osmanlı-Alman yakınlaşmasının gelişmesini en çok Alman uzmanların etkisi olmuştur. II. Abdülhamit, gümrük, maliye ve en önemlisi polis örgütünde ve orduda yapacağı düzenlemeler için Alman uzmanlar getirtti. Bunların yani sıra tip eğitimini düzenlemek için de Almanya'dan profesörler getirildi. Bu ilişkilerin daha da güçlenmesi için, II. Wilhelm 1889'da ve 1898'de iki kez İstanbul’u ziyaret etti. Diğer yandan Osmanlı Ordusu'nun düzeltilmesi için 1882'denitibaren Almanya'dan subay getirilmesi başladı. Bunlar içinde en önemli kişi, uzun yıllar Türkiye'de kalan ve Türk subayları üzerinde etkili olan Colman von der Goltz oldu. Türk subayları da Almanya'ya gönderildiler. 1913 Kasım’ın da General Liman Von Sanders İstanbul’da 1. Ordu Komutanlığı’na atandı. Beraberinde gelen subaylar da emrinde görev aldılar. Burası Türk subaylarının eğitim yeri olarak yalnızca ordu üzerinde değil, Osmanlı İmparatorluğu’nun her yerinde Alman nüfusu çoğaldı. Osmanlı İmparatorluğu üzerinde bu derece nüfus sahibi olan Almanya’nın bu ilişkideki en büyük çıkarı, Osmanlı İmparatorluğu’nda ekonomik üstünlüğü ele geçirmesiydi. Osmanlı topraklarını kendisine hayat alanı olarak seçmiş olan Alman İmparatoru II. Wilhelm 1898'de Ekim-Kasım aylarında İstanbul, Suriye ve Filistin'i ziyaret etmiş ve bu sırada "Anadolu Demiryolu" ve "Haydarpaşa Rıhtımı"nın yapım hakki Almanya'ya verilmişti. 1899'da Bağdat bölgesinde de demiryolu yapım hakkini elde etti. Bağdat Demiryolu'nun geçeceği bölge dünyanın en önemli stratejik yerlerinden birisi idi. Alman uzmanların 1902'de Mezopotamya'da zengin petrol yataklarını bulmaları bölgenin önemini bir kat daha arttırdı. Hem petrol, hem de Almanya’nın Basra Körfezi ve Hindistan için doğurduğu tehlike, bölge üzerinde İngiliz-Alman çıkar çatışmasını hızlandırdı. Projenin gerçekleşmesi için Deutche Bank Osmanlı İmparatorluğu’na 43 milyon Mark borç verdi. Osmanlı Bankası İngiliz-Fransız çıkarlarının, Deutche Bank da Alman çıkarlarının temsilcileri olarak rekabete giriyorlardı. Almanya'ya bu kadar geniş ayrıcalıklar tanınmasına rağmen Osmanlı İmparatorluğu Trablusgarp ve Balkan Savaşları’nda Alman desteğini sağlayamadı. Buna karşılık, Osmanlı İmparatorluğu toprakları emperyalist devletlerin çıkar çatışması alanı olurken, İngiltere, Fransa ve Rusya’nın düşmanlığını kazandı. Böylece Bağdat Demiryolu Projesi ve Almanya’nın Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ekonomik-politik-askeri nüfusu Osmanlı İmparatorluğu’nu da bu çatışmanın içine hep savunma antlaşmaları yapan Osmanlı İmparatorluğu, İttihat ve Terakkinin iktidara el koymasından sonra aktif bir politika izlemeye başladı. Almanya ile yakın ilişkilere rağmen 1911'de İngiltere ile ittifak girişiminde bulundu, fakat İngiltere Osmanlı İmparatorluğu’nun sorumluluklarını yüklenmek istemediği ve Rusya’yı karşısına almamak için bu isteği kabul etmedi. Fransa ile de ayni şekilde ittifak girişimi yapıldı fakat ayni nedenden dolayı kabul edilmedi. Hatta Mayıs 1914'te Rus Çarı Kırım’daki yazlığına geldiği sırada Talat Pasa kendisini ziyaret ederek ittifak önerisinde bulundu. Çar iyi niyet göstermekle beraber, Alman askeri kurulunun Osmanlı İmparatorluğu’nda bulunmasından duyduğu hoşnutsuzluğu dile getirdi ve bu girişim de sonuçsuz kaldı. Osmanlı İmparatorluğu Yunanistan ve Bulgaristan ile de anlaşma için girişimde bulunduysa da basarili olamadı. Büyük devletler Osmanlı Devleti'ni, özellikle Balkan Savaşı bozgunundan sonra askeri bir güç olarak görmüyorlar ve sorumluluğunu yüklenmek istemiyorlardı. Hatta Almanya bile, savaş çıkana kadar Osmanlı Devleti ile bir ittifak yapmaya yanaşmadı. İngiliz politikası Osmanlı Devleti'ni Almanya’nın yanına itecek şekilde oluşuyordu. İngiltere için Almanya, Rusya'dan büyük bir tehlike idi. 1913'ten sonra bir savaş çıkacağı anlaşılmıştı. Almanya’nın karşısında Rusya’nın insan kaynaklarından yararlanmak ve Almanya’yı iki ateş arasına almak isteyen İngiltere, Rusya’yı Almanya'ya karşı tutabilmek için, Rusya’nın Boğazlar ve Anadolu üzerindeki ihtiraslarını kışkırtıyordu. İngiltere, Osmanlı Devleti'ni Rusya'ya iştah kabartıcı bir lokma gibi sunarak, kendi tarafında kalmasını sağlıyor ve olası bir Rus-Alman yakınlaşmasını engelliyordu. Osmanlı Devleti'ni de bu nedenle Almanya’nın yanına itiyordu. Eğer İngiltere ve Fransa Osmanlı Devleti ile ittifak yapmayı kabul etseler Rusya’yı karsılarına alırlar ve Rus-Alman yakınlaşması gerçekleşebilirdi. Görülüyor ki Almanya ile bir savaş çıkarsa, Rusya’yı savaşa çekmek için Osmanlı Devleti üzerindeki Rus istekleri tatmin edilmeliydi. Savaş içindeki antlaşmalarla da zaten bu yandan, 1907'de Reval'de Anglo-Rus yakınlaşması Genç Türkleri kamçıladı. 1913'ten sonra ise İttihat ve Terakki Osmanlı Devleti'ni kurtarmak ve tüm Türkleri birleştirmek için Rusya’yı Alman yardımıyla yenmek istiyordu. 1914'te ülke yönetimini elinde bulunduran Enver Pasa, olası bir savaşta Almanya’nın Rusya’yı çok kısa bir sürede yeneceğine, Rusya'da devrim çıkacağına inanıyordu. Böylece Osmanlı Devleti bir süre Rus tehdidinden kurtulacak Kafkasya'da toprak elde edebilecekti. İttihat ve Terakkinin savaşa girilmesindeki acelesinin bir nedeni de buydu. Eğer savaşa girilmede gecikilirse, nimetlerinden de yararlanılamayacağını düşünen Enver Pasa savaştan galip çıkarak, Balkan Savaşı’nın kayıplarının giderileceği, Ege'de üstünlük kurularak Yunan "Megalo Idea" sinin engelleneceği kanısında idi. Kaldı ki Rusya’nın Boğazlara yapacağı bir saldırı İngiltere ve Fransa’yı ilgilendirmiyordu. İttihat ve Terakkinin Almanya’nın yanında yer almasını hazırlayan bir başka neden de "Kapitülasyonlar " ve "Duyun-u Umumiye" idi. Dolayısıyla Osmanlı Devleti özellikle Fransa ve İngiltere’nin ekonomik boyunduruğu altında ezilmekteydi. Eğer savaşa Üçlü İtilaf yanında girilirse savaş sonrası hiçbir şey kazanılamazdı. Oysa Almanya ile birlikte olunursa, Almanya savaşı kazanacağına göre Osmanlı Devleti İngiliz-Fransız ekonomik baskısı ve kapitülasyonlardan kurtulacak, Rusya'da yasayan Türkler de kurtulacaktı. Rusya’nın ve Balkan Devletleri'nin ihtirasları yani sıra, 1914'te Osmanlı Devleti Yemen, Hicaz, Filistin, Suriye, Musul ve Irak'taki Arapların kinleri de buna eklenmişti. Ermeni sorunu da pusuda idi. Osmanlı yöneticileri ve halkı yeni bir savaşa hazır değillerdi. Almanlara ittifak teklifi Osmanlılardan geldi ve 2 Ağustos 1914 tarihinde bir ittifak imzalandı. Bu ittifak o kadar gizli tutuldu ki, sadece olaya vakıf olan Enver Pasa, Sadrazam Sait Halim Pasa , Dahiliye vekili Talat Pasa, ve Meclis Başkanı Halil Bey’in bilgisi vardır. İttifak imzalandıktan sonra meclisin bundan haberi olmuştur. İttifak metni su şekildedir. devlet, Avusturya ile Sırbistan arasında çıkan bir anlaşmazlıkta tam bir tarafsızlık göstereceklerdir. aldığı tedbirler sonunda, Avusturya ile Rusya savaşa tutuşur ve Almanya da Avusturya’nın yardımına gitmek zorunda kalırsa, Osmanlı Devleti de savaşa katılacaktır. devleti tehdit altında kalırsa, Almanya Osmanlı Devletini silahla savunacaktır. 3. İttifak 1918 yılı sonuna kadar devam edecek ve taraflardan biri feshetmezse beş yıl için yeniden yürürlükte olacaktır. Bu antlaşmaya imza atanlar Osmanlının Savaşa girme nedenlerini söyle sıralıyorlardı. a. a- İtilaf grubundaki devletlerin beri Osmanlılara karşı izlediği politikalar, 1- Son savaşlarda kaybedilen Osmanlı topraklarının geri alınması, 2- Türk-Alman Dostluğu, 3- Almanya’nın savaştan galip geleceği düşüncesi, 4- Turan İmparatorluğu kurma düşüncesi olarak sıralanıyordu. İtilaf Devletleri de Osmanlı Devletinin tarafsız kalmasını istiyordu. Osmanlı Devleti savaşa girerse İngiltere’nin uzak doğuya giden yolu güvenlik altında olacak ve yeni cepheler açılmayacaktı. İtilaf Devletleri, bunu gerçekleştirmek için yardıma hazır olduklarını ve hatta kapitülasyonları kaldırabileceklerini söylediler. Fakat buna itibar edilmedi ilk tepki de zaten Almanya’dan gelmişti. Osmanlı hükümeti Almanya ile ittifak anlaşmasının imzalandığı gün genel seferberlik ilan edilmişti.2 Agustos 1914 Bu karardan iki gün sonrada Osmanlı Devleti tarafsızlığını ilan etmişti. Almanya Osmanlıyı bu tarafsızlıktan ayırmak ve bir fiil Almanya safında savaşa katılmaya zorlamıştır. Çünkü Osmanlı savaşa girerse yeni cepheler açılacaktı. Böylece Almanya kendi yükünü hafifletmiş olacaktı. İtilaf devletleri kuvvetlerinin bir kısmını bu cephelere kaydıracaktı. Böylece Almanya kendi yükünü hafifletmiş olacaktı. Ayrıca Osmanlı Devleti. Süveyş Kanalı’nın denetimini ele geçirirse, İngiltere sömürgelerine giden yol kapatılmış olacaktı. Diğer taraftan Almanya, Osmanlı padişahının halifelik nüfusundan yararlanarak İngiliz sömürgelerindeki Müslümanları da etkilemeyi düşünüyordu. Boğazların denetiminin Osmanlının denetimi altında olmasıyla da Rusya ya gidebilecek yardim engellenecek ve Rusya saf dışı bırakılacaktı. Bu düşüncelere sahip olan Almanya bir fırsatını bulup Osmanlıyı savaşa sokmak için elinden geleni yapacaktır. Bu sırada Akdeniz de İngilizlerden kaçan iki Alman savaş gemisi Goeben-Breslav, Çanakkale’yi geçerek Osmanlılara sığındı.10 Ağustos 1914 İngiltere bu gemilerin teslim edilmesini istedi. Aslında Osmanlı Devleti tarafsızlığını koruması için, bu iki gemiyi elinde tutarak mürettebatını göz altına alması gerekirdi. Daha önceki yıllarda İngilizlere ısmarlanan “Sultan Osman ve Reşadiye” harp gemilerinin taksitinin ödendiği halde, Osmanlıya verilmemesi üzerine donanmamızın yükünü hafifletmek için, bu iki Alman gemisinin “Yavuz ve Midilli” adi verilerek satın alındığı söylendi. Bunu tanımayan İngilizlerin Çanakkale Boğazına Abluka koyması, karakol görevi yapmak için dışarı çıkan savaş gemimize ateş açması yüzünden boğaz kapatıldı.27 Eylül 1914 Kabine üyelerinin büyük bir bölümünün harp taraftarı olmadığı halde, Alman Amirali Souchon, Harbiye Bakanı ve Başkomutan Enver Paşanın uygun görmesiyle, Türk Donanması Karadeniz’e çıkarıldı. Donanma Rus gemilerini batırma ve Rus limanlarını Odesa, Sivastopol topa tutmaya başlayınca , Rusya Osmanlıya karşı 2 Kasım 1914 de savaş ilan etti. 5 Kasım 1914te İngiltere ve Fransa Osmanlı Devleti’ne harp ilan ettiler. Osmanlı devletinin buna 14 Kasım 1914 de “cihad” din uğruna savaş ilan etmekle cevap verdi. sadece osmanlı'ya değil, türk'ün yaşadığı her toprağa ve özellikle anadolu'ya türkiye deniyordu ki aslında bize tarihî açıdan birçok çıkarım yapma fırsatı da verir bu 10. yüzyıl yunan ve bizans kaynaklarında macarlar için türkler denilmektedir. macar kralı birinci istvan'a gönderilen altın işlemeli bir ikonada "türkiya kralı geza'ya" ifadesi yer almaktadır. bu durum az da olsa çıkan " hunlar türk değildi! " gibi çatlak seslere karşı önemli bir savunma imkanı türk ismini ilk kez kullanan devlet göktürk devleti olup daha sonraki devletlerin çoğu bu ismi kullanmamış olsalar da yabancılar bu devletlere "türkiye" ilk kez "türkiye" adı ile anılması ise 12. yüzyıla denk gelir ve italyanlar tarafından "turchia" şeklinde söylenmesiyle yüzyılda bizans imparatoru 7. konstantin de eserinde "türkiye" ifadesini kullanır fakat o da macarları 1071 malazgirt savaşı'ndan sonra artık anadolu'ya türkiye denildiğini meşhur gezgin marco polo, seyahatnâmesinde anadolu toprakları için; " artık buralara doğu roma ülkesi demek imkânsızdır. dağ taş türk ile doludur. her yerde herkes türkçe konuşmaktadır. sanırım artık buralara "türkiye" demek daha doğrudur." sözleriyle anadolu'nun artık türklerin yurdu olduğunu çok iyi şekilde hemen aynı tarihlerde araplar da türkiye ismini kullanmaya başlamışlardır ama farklı bir bölge mısır, filistin, hicaz bölgelerinde hüküm süren ve tarihte göktürklerden sonra ikinci kez türk kelimesini resmî olarak kullanan devlet olan ed-devletü't türkiyye, nâm-ı diğer memlükler sayesinde bu bölge de " turkiyya " şeklinde tanımlanmıştır. tabii daha sonra 19. yüzyılın sonlarına kadar da osmanlı imparatorluğu vesilesiyle bu şekilde imparatorluğu, kendisini "türkiye" yahut türklerin devleti mânâsına gelecek herhangi bir isimle adlandırmamıştır. fakat avrupalılar, osmanlı'ya her daim "türk imparatorluğu" demişlerdir. osmanlı imparatorluğu'nun resmî adı "devlet-i âliyye" olmuştur asırlarca. osmanlı kelimesine 19. yüzyılın sonlarına doğru rastlamaya başlarız. devletin imparatorluğu kalmayınca önce osmanlı sonra da türkiye ismini kabullenmiştir bu durum elbette anadolu'nun "türkiye" ismini asırlar öncesinden aldığı gerçeğini değiştirmez. nitekim 13. yüzyıl seyyahlarından simon de saint'in eserinde de anadolu'ya "türkiye" demesiyle artık tüm avrupa bölgeyi bu isimle anmaya başlayacaktır. orta çağ ve sonrasındaki haritaların hemen hepsinde bölgedeki devletlerimize "türk devleti, türk imparatorluğu" özeti şudurtürkler, tarihleri boyunca herhangi bir devletini kaybedip başka bir devletin boyunduruğu altında yaşamak gibi bir duruma düşmemişlerdir. meselâ sırplar, yunanlar, ermeniler, araplar için vs. bu söylenebilir fakat türklerin yaşadığı şey sadece hanedan ve rejim değişiklikleri türkiye cumhuriyeti de yeni bir devlet değil; türklerin yeni kurdukları yeni bir rejimdir. devlet-i âliyye'nin adı türkiye olmuş, yönetim şekli de cumhuriyete çevrilmiştir. zaten kuruluş anayasamızda da yeni bir devletin kurulduğu değil, türkiye devleti'nin yönetim şeklinin değişip cumhuriyet olduğu 1923'te kurulan türkiye cumhuriyeti, milattan önce 204'te kurulan büyük hun imparatorluğu'nun devamıdır. zaten türkiye cumhuriyeti cumhurbaşkanlığı forsundaki devletler de büyük hun imparatorluğu ile başlar. aradaki devletlerimize türk devleti, hüküm sürdükleri bölgelere de "türkiye" denilmesi bu nedenle gayet normaldir. Osmanlı'nın Kuruluşuna Önemli Katkı Sağlayan İsyan Babailer Ayaklanması İstanbul'’daki Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde önceki gün yeni ve çok önemli bir bölüm araştırmacıların hizmetine açıldı “Muahedeler”, yani “anlaşmalar” bölümü, yahut arşivcilik deyimi ile “fon”u.. “Muahedeler fonu”nda Osmanlı İmparatorluğu’nun asırlar boyunca çeşitli ülkelerle yaptığı 463 adet anlaşmanın imzalı orijinal nüshaları bulunuyor ve bu anlaşmalardan bazıları, son dönem Osmanlı Tarihi ile ilgili birçok bahsin yeniden ele alınmasını gerektirecek derecede önem taşıyor. Meselâ, Türkiye ile Almanya arasında 2 Ağustos 1914’te imzalanan ama şimdiye kadar “gizli” ve “uğursuz” diye bilinen Fransızca olarak kaleme alınmış meşhur “İttifak Anlaşması”... Türkiye ile Almanya arasında 2 Ağustos’ta İstanbul’da imzalanan “gizli” ve “uğursuz” anlaşmanın ilk ve son sayfaları. Anlaşmanın altında Sadrazam Said Halim Paşa ile İstanbul’daki Alman Büyükelçisi Baron Wangenheim’ın imzaları var. TEK DEĞİL, BİRÇOK ANLAŞMA VAR Osmanlı Devleti’nin sadrazamı, yani başbakanı Said Halim Paşa ile İstanbul’daki Alman Büyükelçisi Baron Hans Von Wangenheim tarafından Said Halim Paşa’nın Yeniköy’deki yalısında imzalanan anlaşma hakkında bugüne kadar çok şey söylenmiş, 1919’dan itibaren bazı maddeleri tam olarak olmasa bile meâlen yayınlanmış ama orijinal metin ile Alman İmparatoru İkinci Wilhelm’in Berlin’de imzalayıp gönderdiği onay belgesinin aslı ortaya çıkmamıştı. Osmanlı Arşivleri’nin araştırmacılara iki gün önce açılan “Muahedeler” fonundaki 463 adet evrak arasında yeralan “MHD. 437/9/2” numaralı belge, işte hep merak edilen bu “uğursuz” anlaşmanın aslı ve hemen yanında Alman İmparatoru’nun gönderdiği onay belgesinin orijinali var! 2 Ağustos Anlaşması’nın bazı maddelerinde değişiklikler yapılması maksadı ile imzalanmış diğer anlaşmalar, bunların onay belgeleri ve Said Halim Paşa’nın ardından sadrazam olan Talât Paşa’nın yine Almanlar ile yaptığı ve maddelerinde “gizli tutulacağı” ibâresinin yazılı olduğu diğer anlaşmalar da arşivde aynı serinin içerisinde yeralıyorlar. Alman İmparatoru İkinci Wilhelm’in, Türkiye ile Almanya arasında yapılmış gizli bir anlaşmayı tasdik belgesi. HERŞEY YENİDEN YAZILMALI Sekiz maddelik anlaşmanın tam metnini burada vermeme gerek yok, kısaca söyleyeyim Türkiye ile Almanya arasında sıkı bir ittifak kuruluyordu, üçüncü ülkenin anlaşmanın taraflarından birine saldırması hâlinde bu saldırı diğer tarafa da yapılmış olarak değerlendirilecekti, Türkiye’deki Alman askerî heyeti savaş durumunda Türkiye’nin emrine verilecek, Almanya ayrıca bir Rus tehlikesine karşı Türkiye’ye silâhlı destek sağlayacaktı. Osmanlı Arşivleri’nde yeni açılan fondaki belgeler arasında bu uğursuz anlaşmadan sonra yakın tarihin yeniden yazılmasını gerektirecek daha neler var, neler... Anlaşmanın imzalanmasından bir hafta sonra, 9 Ağustos 1914’te Osmanlı Hükümeti’nin anlaşma ile ilgili kararı. HABER VERİLEREK IMZALANMIŞ Birkaç örnek vereyim Şimdiye kadar yayınlarda genellikle anlaşmanın İttihad ve Terakki’nin başta Enver Paşa olmak üzere önde gelen birkaç lideri tarafından padişaha ve hükümete haber verilmeden gizlice imzalandığı ve bu işin bir oldu-bittiye getirildiği ileri sürülürdü... Ortaya yeni çıkan belgeler bu iddiaların tamamının yanlış olduğunu, zamanın hükümdarı Sultan Reşad’ın Said Halim Paşa’ya anlaşmaları imzalaması için önceden yetki belgesi verdiğini, konunun hükümette her yönü ile görüşüldüğünü, hattâ Almanlar’ın ittifak anlaşmalarına dayanarak Türkiye’nin askerî ve siyasî işlerine müdahalelerine göz yumulmaması konusunda bile karar alındığını gösteriyor. Ama, netice malûm Anlaşmayı imzalamamızdan üç ay sonra Dünya Savaşı’na girdik ve imparatorluğumuz dört sene sonra gümbür gümbür yıkıldı! Yukarıda da söyledim Osmanlı Arşivleri’nde araştırmaya yeni açılan bu belgeler sayesinde Birinci Dünya Savaşı’na girişimizin gerçek öyküsü artık kaleme alınabilecek ve belge yokluğundan dolayı düşülen bazı hatalar rahatça tashih edilebilecek, hattâ ben de kitaplarımdaki bazı belirsizlikler ile yanlışları düzeltebileceğim... BU DA, TÜRKİYE'NİN TESLİM VE İŞGAL BELGESİ OLAN MONDROS MÜTAREKESİ'NİN ASIL NÜSHASI Yahya Kemal’in “1918” isimli gayet içli bir şiiri vardır ve şiirin sonlarına doğru “Ateş ve kanla siler bir gün ordumuz lekeyi / Bu, insanoğluna bir şeyn leke olan Mütareke’yi” der... Şiir, Birinci Dünya Savaşı’nın cephelerinde ardarda yenilmemizden sonra 30 Ekim 1918’de imzalamak zorunda kaldığımız Mondros Mütarekesi’nin sebep olduğu hüzünle yazılmıştır. Şair, bu mütarekenin insanoğlu için bir “leke” olduğu ama ordumuzun günün birinde bu lekeyi temizleyeceği inancını ümidle ifade etmektedir... Yahya Kemal’in ümidi dört sene sonra hakikat olacak ve ordumuz 30 Ağustos 1922’de mütarekeyi şairin söylediği gibi kan ve ateşle ortadan kaldıracaktır! Osmanlı Arşivleri’nde “HR-SYS 2305/85” numaralı dosyada 14 adet evrak, daha doğ- rusu Türk Tarihi’nin en acı belgelerinden biri bulunuyor Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünün resmî belgesi olan Mondros Mütarekesi’nin orijinali... Bu 14 adet evrakın yedi adedi mütarekenin Türkçe tercümesi, ikisi o zamanın resmî gazetesi olan Takvim-i Vekayî’de yayınlanmış metin, geri kalan beş sayfa ise orijinal İngilizcesi... İngilizce metnin son sayfasında ıslak imzalar var Mütarekeyi müttefikler adına imzalayan Akdeniz’deki İngiliz Filosu Başkumandanı Amiral Somerset Arthur Gough-Calthorpe’un, Osmanlı İmparatorluğu adına da Denizcilik Bakanı Rauf Bey’in, yani Rauf Orbay’ın, Dışişleri Müsteşarı Reşad Hikmet ile Kurmay Binbaşı Sadullah Beyler’in imzaları... YAHYA KEMAL’IN HÜZNÜ İlk maddesi “Çanakkale ve İstanbul Boğazları’nın açılıp Karadeniz’e geçişin sağlanması, bu boğazlardaki kalelerin müttefikler tarafından işgali...” diye başlayan anlaşmada Türk Ordusu’nun ve bütün askerî varlığımızın derhal teslim olması kabul ediliyor, meşhur yedinci maddede de “Müttefikler kendi güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması hâlinde herhangi bir stratejik noktayı işgal etme hakkına sahiptirler” deniyor. Anadolu’nun birçok bölgesi ve İstanbul işte bu maddeye dayanılarak işgal edilmişti! Yahya Kemal’in hüznünü belki sizler de hissedebilirsiniz diye düşünerek Osmanlı İmparatorluğu’nun teslim olmasının, yıkılışının, çöküşünün ve ortadan kalkmasının belgesi olan Mondros Mütarekesi’nin pek bilinmeyen orijinal metninin imza sayfasını burada yayınlıyorum. Ali VARLIOluşturulma Tarihi Şubat 15, 2018 2103Wuppertal kentinde geçen hafta Almanyalı Osmanlılar’ Osmanen Germania adlı rocker grubuna düzenlenen baskında Türkiye kökenli 44 yaşındaki Hamit Paksoy’un ölümüne yol açan polis memuru hakkında soruşturma Savcılığı, Hamit Paksoy’u vuran polis hakkında soruşturma başlattığını açıkladı. Savcılık, silahı çeken özel time mensup polisi kast ederek, “Onun hakkında soruşturma başladı” dedi. Soruşturmanın önümüzdeki hafta tamamlanması bekleniyor. Özel tim polisleri, hakkında yakalama kararı bulunan Hamit Paksoy'u ele geçirmek için geçen hafta cuma günü Opphofer Caddesi üzerindeki evine baskın düzenlemişti. Ancak baskın sırasında bir özel tim polisinin silahından çıkan kurşunlar, Hamit Paksoy'un ölümüne yol açmıştı. Yetkililer, polisin neden ateş ettiği konusunda açıklama Paksoy'un Almanyalı Osmanlılar’ grubunun liderliğini yaptığı öne sürülmüştü.

almanya osmanlıyı neden yanında istedi