ayetelkürsi ile büyü bozma. rizikduasi 02 Mayıs 2012. 0 96 . Ayetel kürsi ile büyü bozma yapılışı AyetelKürsi'nin Tasarruflarından Haftanın perşembeyi cumaya bağlayan ve pazarı pazartesiye bağlayan gecelerinde olmak üzere, gündüzleri de oruç tutularak en az üç defa aşağıdaki tertibi yapan kimse muradına nail olur. Örneğin, evlenmek amacıyla hayırlı bir eş istemek, ailenin razı olmadığı bir evlilik için AyetelKürsi ile 21 Günde etkili aşik etme duasi nasil yapilir? Bu videoda aşk duasi ritüelinin en tesirli olanini göreceksiniz. Feb 23, 2022. Bu Ritüel Gerçekten İşe Yariyor; En Etkili Aşk. Demir otomotiv - Home Facebook. Aksaray Merkez Demir Otomotiv Vasıta ilanları sahibinden. İstanbul Bağcılar NEVZAT DEMİR OTOMOTİV Ayetelkürsi dilek için okunur mu sorusuna yanıt olarak; evet ayetel kürsi dilek içinde okunabilir. "Ayetel Kürsi'nin hatim adeti 313'tür. Bu nedenle 313 kez ayetel kürsi okuyanlar bu duayı hatim etmiş olurlar." Bir çok arzunun gerçekleşmesi için Ayetel Kürsi okumakta bir sakınca bulunmamaktadır. İnanarak ve Allah'a dua etmek İşbulmak için Ayetel Kürsi okuma usulü. By Dualar On May 16, 2015. Haftanın Perşembeyi Cumaya ve Pazarı Pazartesiye bağlayan gecelerde olmak üzere gündüzleri mümkünse oruç tutulur.Mümkün mertebe sessiz bir yerde Allah rızası için 2 rekat,Peygamber Efendimizin şefaati için 2 rekat ve isteğiniz için 2 rekat namaz klınır I8nTohp. Giriş Tarihi 2212 Son Güncelleme 2328 Ayet-el Kürsi, Bakara suresinin 255. Ayet-i Kerimesidir. Tevhid ilmiyle alakalı en büyük Ayet-i Kerimedir ve çok derin anlamlar taşır. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed tarafından 'ayetlerin efendisi' olarak nitelendirilmiştir. Ayetel Kürsi'nin faziletleri ve faydaları arasında koruyucu özelliği vardır. Her türlü kazadan, beladan ve musibetten korunmak için Ayetel Kürsi okunmaktadır. Ayetel Kürsi oku ve dinle başlığı altından anlamı öğrenebilir, fazileti ile ilgili ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz. İşte Ayetel Kürsi Arapça Türkçe okunuşu ve anlamı meali! Bakara Suresinin 255. ayetidir ve çok derin anlamlar taşır. Hadis kaynaklarında yer alan bilgilere göre Ayetel Kürsi'nin fazileti ve faydaları ile ilgili önemli bilgiler bulunur. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed ayetlerin efendisi olarak nitelendirmiştir. Günümüzde her türlü kazadan, beladan, hastalıktan, nazardan korunmak için en sık okunan dualardan birisidir. Ayetel Kürsi oku ve dinle başlığı altından merak ettiğiniz tüm bilgilere ulaşabilirsiniz. Ayetel Kürsi ezberlemek, anlamını ve faziletlerini öğrenmek için ayrıntılara göz atabilirsiniz. İşte Ayetel Kürsi duası meali ve Arapça Türkçe oku dinle seçeneği! AYETEL KÜRSİ OKUNUŞU "Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, lâ te'huzühu sinetün velâ nevm, lehu mâ fissemâvâti ve ma fil'ard, men zellezi yeşfeu indehu illâ bi'iznih, ya'lemü mâ beyne eydiyhim vemâ halfehüm, velâ yü-hîtûne bi'şey'in min ilmihî illâ bima şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel'ard, velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azim."AYETEL KÜRSİ DUASI DİNLE AYETEL KÜRSİ DUASI MEALİ Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle. Allah'dan başka hiç bir ilah yoktur. O, daima yaşayan, daima duran, bütün varlıkları ayakta tutandır. O'nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerdeki ve yerdeki herşey O'nundur. O'nun izni olmadan huzurunda şefaat etmek kimin haddine! Onların önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O'nun hükümdarlığı, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Her ikisini görüp gözetmek, ona bir ağırlık da vermez. O, çok yüce, çok büyüktür. Ayet-el Kürsi dinle! Ayet-el Kürsi'nin Arapça okunuşu Türkçe anlamı! AYETEL KÜRSİ TEFSİRİ İçinde Allah'ın kürsüsü zikredildiği için "Âyetü'l-kürsî" adıyla anılan bu âyet hem muhtevası hem de üstün özellikleri sebebiyle dikkat çekmiş, hakkında hadisler vârit olmuş, çok okunmuş, şifa ve korunmaya vesile kılınmıştır. Kelime-i şehâdet ve İhlâs sûreleri nasıl İslâm inancının özünü ihtiva ediyor ve insanlara Allah Teâlâ'yı tanıtıyorsa Âyetü'lkürsî de –onlardan daha geniş ve detaylı olarak– bu özelliği taşımaktadır. Bir önceki âyette peygamberlerin getirdiği bunca âyet ve "beyyine"ye imana götüren işaret ve delil rağmen insanların ihtilâfa düştükleri, kiminin küfrü kiminin imanı tercih ettiği zikredilmişti. İnsanı imana götüren deliller, aklını kullanarak üzerinde düşüneceği "kendisinde ve yakından uzağa çevresinde enfüs ve âfâk", peygamberleri desteklemek üzere Allah'ın onlara lutfettiği mûcizelerde ve vahiy yoluyla yapılan "sağlam delillere dayalı sözlü açıklamalar"da görülmektedir. Bu âyet gerçek mâbudu arayanlar için eşsiz ve başka hiçbir kaynaktan elde edilemez bir açıklamadır, delildir. Şevkânî'nin Buhârî, Müslim, Nesâî, Ahmed b. Hanbel gibi sahih kaynaklardan derlediği hadislerden birkaçı bile bu âyetin önemi hakkında bir fikir edinmeye yetecektir Hz. Peygamber, Übey b. Kâ'b'a "Allah'ın kitabından hangi âyet en büyüğüdür" diye sorup "Âyetü'l-kürsî'dir" cevabını alınca onu tebrik etmiştir Müslim, "Müsâfirîn", 258. Yine Übey'in hurmasına şeytana tâbi bir cin musallat olmuş; vermeyi, dağıtmayı seven Übey'i bundan vazgeçirmek üzere hurmayı aşırmaya başlamıştı. Übey mahlûku takip ederek yakaladı. Garip bir şekli vardı. Onunla konuşunca kimliğini ve maksadını anladı. Kendilerinden nasıl kurtulabileceğini sorunca "Bakara sûresindeki kürsü âyeti ile" dedi ve ekledi "Onu akşamda okuyan sabaha kadar, sabahta okuyan akşama kadar bizden korunmuş olur." Sabah olunca Übey durumu Hz. Peygamber'e aktardı. Resûlullah, "Habis doğru söylemiş" buyurdu. Buhârî'de de Ebû Hüreyre'den naklen yukarıdakine yakın bir rivayet vardır. Hz. Peygamber'e hadiseyi anlatınca şeytan olduğunu öğrendiği hırsız Ebû Hüreyre'ye şöyle demiştir "Yatağına yatınca Âyetü'l-kürsî'yi oku, devamlı olarak Allah'tan bir koruyucun olacak ve sabaha kadar sana şeytan yaklaşamayacaktır." Allah varlığı ezelî, ebedî, zaruri ve kendinden olan, her şeyi yaratan, her şeyin mâliki ve mukadderatının hâkimi, her şeyi bilen ve her şeye kadir olan... yüce mevlânın öz ismidir. Bu öz isim zikredildikten sonra hem O'nun vahdâniyeti birliği, tekliği hem de İslâm'ın getirdiği imanın tevhid Allah'ı birleme, bir bilme özelliği açıklanmak üzere "O'ndan başka tanrı yoktur" buyurulmuştur. Müşrikler elleriyle yaptıkları putlara tapmakta idiler. Bunlar cansız eşyadan yapılırdı. Canı bile olmayan varlığın ilâh olamayacağını ifade etmek üzere hemen arkasından "O diridir" buyurulmuştur. Evet Allah diridir, O'nun hayat sıfatı vardır ve tıpkı diğer isimleri ve sıfatları gibi bunun da mahiyetini ancak kendisi bilmektedir. Gerek Araplar'daki gerekse diğer kavimlerdeki müşriklerin çoğu büyük bir Allah'a inanmakla beraber bunun yanında –her birine bir işlev tanıdıkları– sözde tanrılara inanmışlardır. Bu inanç tevhide aykırıdır. Tevhidi açıklayarak başlayan âyet, Allah Teâlâ'nın "kayyûm" sıfatını zikrederek "küçük, aracı, özel görevli... tanrılar"a gerek bulunmadığını ifade etmektedir. Çünkü kayyûm, "bütün varlıkları görüp gözeten, yöneten, bir an bile onları bilgi ve ilgisi dışında tutmayan" demektir. "Onu ne uyku basar ne uyur" cümlesi, hay ve kayyûm sıfatlarını pekiştirmekte ve biraz daha anlaşılmasını sağlamaktadır. Uyku basan veya fiilen uyuyan birinin gözetim, yönetim, koruma gibi işleri yerine getirmesi mümkün değildir. Allah Teâlâ'nın kayyûmluğu kâmil ve kesintisiz olduğuna, daha doğrusu kayyûm sıfatı bunu ifade ettiğine göre O'nu ne uyku basar ne de uyur. Yerde ve gökte ne varsa –başka hiçbir kimseye değil– O'na aittir; yaratanı da gerçek sahibi de O'dur. Âyetin bu mânayı ifade eden parçası "Yalnız O'na aittir" kısmıyla tevhidi öğretirken "başkasına değil" mânasıyla de şirkin çeşitlerini reddetmektedir. Çünkü müşrik toplumlar varlıkları yaratılış, aidiyet ve yetki bakımlarından çeşitli tanrılar arasında paylaştırmışlar; meselâ yıldız, gök, yer... tanrılarından söz etmişlerdir. "Yerde ve gökte" tabiri Arapça'da "bütün varlıklar" mânasında kullanılmakta, adına yer ve gök denilmeyen veya maddî mânada yere ve göğe dahil bulunmayan mekânlar ve buradaki varlıklar da bu ifadenin içine girmektedir. Allah'a ortak koşan kâfirlerin bir kısmı, bu ortakların O'na denk olduklarına değil, O'nun nezdinde reddedilemez şefaat, geri çevrilemez aracılık hakkına sahip bulunduklarına inanmakta ve putlara bu anlayış içinde tapınmaktadırlar. "Allah katında, O izin vermedikçe hiçbir kimse şefaat edemez" mânasındaki cümle bu inancın asılsızlığını ortaya koymakta; şefaatin de izne bağlı bulunduğunu, O izin vermedikçe ve dilemedikçe kimsenin böyle bir yetki ve imkâna sahip olamayacağını özlü ve etkili bir şekilde zihinlere yerleştirmektedir. Allah katında kendisine şefaat izni verilenlerin durumu ve yetkileri, ödül törenlerinde ödülleri vermek üzere kürsüye çağrılan şeref konuklarınınkine benzemektedir. Ödülün kime verileceğini bilen ve belirleyen onlar değildir. Ancak bu merasimi tertipleyenlere göre onlar, şerefli, saygıya lâyık, büyük kimseler olduklarından kendilerine böyle bir imtiyaz verilmiştir. Allah katında şefaatlerine izin verilecek olanlar da Allah'a yakın ve sevgili kullar olacaktır. Allah'tan başka bütün şuur ve bilgi sahiplerinin bilgileri sınırlıdır, doğru da yanlış da olmaya açıktır. Bu genel gerçek şefaat meselesine uygulandığında kimin şefaate lâyık olduğunun da ancak Allah tarafından bilineceği anlaşılır. Çünkü dış görünüşü mâ beyne eydîhim itibariyle şefaate lâyık görülenlerin, kullar tarafından görülemeyen ve bilinemeyen iç yüzleri mâ halfehüm itibariyle böyle olmamaları mümkündür. Allah birdir ve yalnızca O ibadete lâyıktır; çünkü O'ndan başka olmuşu, olacağı, gizliyi, açığı, geçmişi, geleceği, görüleni, gaybı bilen yoktur. Kürsî kürsü, "koltuk, sandalye, taht" anlamlarına gelir. Mecazi olarak saltanat, hükümranlık, mülk mânalarında da kullanılmaktadır. Allah Teâlâ'nın üzerine oturulan maddî alet mânasında kürsüsü olamayacağından –bu O'nun bizzat açıkladığı yüce sıfatlarına aykırı düştüğünden– burada kürsüden bir başka mânanın kastedilmiş olması gerekir. Esasen Kur'an'da Allah'a nisbet edilen, "Allah'ın..." denilen her şeyi, O'nun varlığına dahil veya kullandığı bir şey olarak anlamak da doğru değildir. Meselâ "Allah'ın evi, Allah'ın ruhu, Allah'ın emri, Allah'ın kölesi" tamlamalarında Allah'a ait olan şeyler böyledir. Bunlar ne O'nun varlığının bir parçasıdır ne de kullandığı araçlardır; önem ve şereflerinden dolayı O'nun" diye tanımlanmışlardır. İbn Abbas'a göre kürsüden maksat ilimdir. O'nun ilmi her şeyi kaplar. Âyetin bu kısmını, "kürsüden maksat O'nun hükümranlığıdır ve buna sınır yoktur, hiçbir şey O'nun dışında kalamaz" veya "Allah semavatı, arzı, arşı Kur'an'da zikretmiş, fakat bunlardan maksadın ne olduğunu açıklamamıştır. Kürsüsü de böyle bir varlıktır, yerleri ve gökleri içine alacak kadar geniştir. Ne ve nasıl olduğunu ise ancak kendisi bilmektedir" şeklinde anlamak mümkündür. Yüce, kâmil, eşsiz sıfatlarının bir kısmı âyette zikredilen yüce Allah'a, kulların sonsuz gibi gördükleri kâinatı korumak, gözetmek ve yönetmek elbette güç gelmeyecek, O'nu yormayacak, meşgul bile etmeyecektir. Çünkü O yücelerden yücedir, kimse bilmez nicedir. Haberler > Ayetel Kürsi Neden Okunuşu Ayetel Kürsi Okumanın Faydaları Nedir? Anlamı ve Faziletleri... - 1424 Okuyan kişiye huzur veren Ayetel Kürsi, Bakara Suresi içinde yer alır. Bakara Suresi'nin 255. ayeti olan Ayetel Kürsi, tek ayet olmasının yanı sıra İslamiyetin Medine Dönemi'nde indirilmiştir. İçinde bulunduğu Bakara Suresi, Kuran-ı Kerim'in 2. suresidir. Ayetel Kürsi neden okunur? Ayetel Kürsi okumanın faydaları nedir? Soruları müslümanlar tarafından araştırılıyor. İşte Ayetel Kürsi'nin okunuşunun faydaları ve faziletleri... Ayetel Kürsi, Bakara suresinin 255. Ayetidir. Medine döneminde indiği rivayet edilen bu ayet, İslam’ın temel unsurlarını ve Allah’ın kudretini anlatır. Ayetel Kürsi ayetinin içinde, Allah’ın en yüce isminin bulunduğu, Peygamber Efendimiz tarafından müjdelenmiştir. Kuran’ın ayetlerinin efendisi olarak müjdelenen bu ayetin, birçok faziletleri vardır. Ayetel Kürsi Faziletleri Nazara karşı okunursa koruma olan kimseler için şifa olurŞeytanın vereceği kötülüklerden kapılarının açılmasını kurtulmaya, kalp ferahı kazanmaya vesile bereket ve nasip kabul olabilmesi için bol bol okunması gerekmektedir. Ayetel Kürsi Okumanın Faydaları Allah’ın en büyük ismi Ayet-el Kürside bulunur. Bundan dolayı Ayet-el Kürsi ile dua edilip dilek dilenirse, Allah katında kabul Kürsiyi her daim eden kişiye, Allah hayırlı ve kıymetli kapılar Kürsi okunan eve şeytan Kürsi her daim okuyan kişinin geçmişte işlemiş olduğu günahlar af olur,Ayetel Kürsiyi okuyan kişiye Allah, tüm hayır kapılarını Kürsi okunan evde büyü Kürsiyi her namazdan sonra okuyan kişiye, cennetin 8 kapısı sonuna kadar açılır ve istediği kapıdan cennete düşen, bunalıma giren okursa dertlerinden sonra okunduğu vakit, yedi gök yarılır ve Allah, Ayete’l Kürsi’yi okuyana rahmet Kürsi Yemek, pirinç, ekmek gibi şeylere 313 kere, her defasında okuyup üflenirse, o nimetin bereketi Kürsi okuyanın, 7 kalenin içine girmiş gibi korunacağı değdiği inanılan bir çocuğa okunduğunda, nazarın olumsuz etkilerinden kurtulur. Ayetel Kürsi'de Geçen İsimlerin Anlamları Ayetel Kürsi'de Allah'ın dört ismi geçiyor. Bunlar; El Hayy, El Kayyum, El Aliyy, El Azim'dir. Her bir sıfatın güçlü anlamları bulunuyor. - El Hayy; diri, her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, - El Kayyum; gökleri, yeri her şeyi tutan, - El Aliyy; pek yüce, yüksek, - El Azim; çok azametli anlamına geliyor. Ayetel Kürsi Okunuşu Allâhü lâ ilâhe illâ hüve’l-hayyü’ te’huzühû sinetün ve lâ nevm, lehû mâ fi’ssemâvâti ve mâ fi’l-ard, men-ze’l-lezî yeşfe’u indehû illâ mâ beyne eydîhim ve mâ halfehüm, ve lâ yuhîtûne bi-şey’in minılmihî illâ bimâ şâeVesi’a kürsiyyühü’s-semâvâti ve’l-arda ve lâ yeûdühû hifzuhumâ ve hüve’laliyyü’l-azîm. Ayetel Kürsi Neden Okunur? Peygamberimiz, bu ayetin/duanın mutlaka ezberlenmesini ve sık sık okunmasını tavsiye etmiştir. Duanın okunduğu eve şeytan girmeyeceği, sürekli okuyan kişinin hem dünyada hem de ahrette büyük makamlara erişeceği müjdelenmiştir. Bu İçerik de İlginizi Çekebilir AYET-EL KURSİ Bakara Suresi 255. AyetAyet-el Kursi’nin Kur’an-ı Kerim’deki YeriÂyetü’l-Kürsî Bakara sûresinin iki yüz elli beşinci 255. âyetine Âyetü’l-Kürsî denir. Âyette geçen kürsî tâbirinden dolayı bu ismi almıştır. Kur’an-ı Kerîm’in bütünü içinde ayrı bir fazîleti olan bu ayet hakkında Resulullah Sallallahü Aleyhi ve Selem’den bazı hadisler âyet-i kerîmede Cenâb-ı Allah’ın yüceliği, sıfatları, kâinatta meydana gelen büyük olayların tamamen onun iradesi doğrultusunda vukû bulduğu, onun isteği ve izni olmadan hiç bir kimsenin başkasına şefaat edemeyeceği, O’nun kürsüsü, göklerde ve yerdekilerin ona ait olduğu hakkında bilgi Kursi’nin İnişi-Geceleyin inmiş olan bu Ayet-i Kerimeyi, Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem , Zeyd’i Radıyallâhu anh çağırarak Kûrsi indiğinde, dünyadaki bütün putlar ve krallar yere düşmüş ve başlarındaki taçları Kursi Hakkında Bilinmesi Gerekenler ve Ayet-el Kursi Türkçe Okunuşu-Şeytanlar birbirleriyle çarpışarak kaçıp, iblis’in yanına toplanmışlar ve ona bu karışıklığı haber Kûrsi’de bulunan Esma-i İlahiye hiçbir Ayet-i Kerimede yoktur. Çünkü bu Ayet-i Kerime’de, bazısı açık, bazısı gizli olmak üzere on yedi yerde Allah’u Teâlâ’nın İsmi Resurullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem Kur’ân-ı Kerimin hangi Sûresi derece bakımından daha büyüktür? Diye soran Sahabe’ye, “İhlâs Sûresi” buyurdu. O Sahabe “Kur’ân-ı Kerimde hangi AyetFazilet bakımından daha üstündür.” diye sorunca, Peygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem “Ayet-el Kûrsi’dir” Kursi Arapça OkunuşuAyet-el Kursi Türkçe OkunuşuBismillahirahmanirrahimAllahulailahe illa huvel hayyul kayyum, late’huzuhu sinetun vela nevmun, lehu mafissemavati ve mafil ardı, men zelleziy yeşfe-u ındehu illa biiznih yağlemu mabeyne eydiyhim vema halfehum vela yuhıtune bişey’in min ılmihı illa bimaşae, vesia kursiyyuhussemavati vel’arda vela yeuduhu hıfzuhuma vehuvel aliyyul Kursi Türkçe Anlamı Râhman ve Rahim Olan Allah’ın AdıylaO’ndan başka ilah olmayan Allah, hay ve kayyumdur ezel ve ebedidir. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerlerde olan şeyler O’nundur. İzni olmaksızın O’nun yanında şefaat eden yoktur. Halkın önünde ve arkasında olanı istikbal ve maziyi bilir. İnsanlar O’nun ilminden, O’nun isteğinden başkasını ihata edemezler. Kürsisi semaları ve yeri içine alır. Onların hıfzı O’nu Cenab-ı Ecelli Ala’yı yormaz. O, pek yüksek ve Kursi’nin FaziletleriPeygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu;“İlim sana olsun ey Eba Münzir, Canım Kabza-i Kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, muhakkak Ayet-el Kûrsi’nin bir dili ve ikide dudağı vardır ki, Arş’ın direğinin yanında Melik-i Müteâl olan Allah’u Teâlâ Hazretlerini takdis eder O’na Tazimde bulunur.”“Her kim, her farz namazın arkasından Ayet-el Kûrsi’yi okursa, Cennete girmekten onu ancak ölüm men kim onu yatacağı zaman okursa, Allah’u Teâlâ ona kendi evi, komşusunun evi ve etraftaki evler hakkında güvence verir.”“Bakara Sûresinde bir Ayet vardır ki Kur’ân Ayetlerinin Efendisidir. Şeytan olan herhangi bir evde okunursa şeytan o evden çıkar. O Ayet Ayet-el Kûrsi’dir.”“Her kim farz namazın arkasında Ayet-el Kûrsi’yi okursa, diğer namaza kadar Allah zimmetinde olur.”“Her kim Ayet-el Kûrsi’yi ve Bakara Sûresinin sonunu sıkıntılıkederli anında okursa ALLAH ona yardım eder”“Sen Ayet-el Kûrsi’den neredesin? O herhangi bir yemek veya katık üzerine okunursa mutlaka Allah o yemek ve katığın bereketini çoğaltır.”“Bu ayetin içinde İsm-i Âzam Allah’ın en yüce ismi bulunmaktadır.”“Ayetül Kürsi, Kuran’ın dörtte biri 1/4dir.“Her şeyin bir zirvesi vardır. Kuran’ın en yüksek noktası da Bakara Suresidir. Onun içinde bir ayet vardır ki, o da Ayet’el Kürsi’dir. Şeytan, Bakara Suresinin okunduğunu duyduğu evden çıkar gider.”“Her kim farz namazının peşinden Ayet’el Kürsi’yi okursa, onun cennete girmesine ölümden başka bir engeli yoktur; Ölünce cennete girer.” “Her kim farz namazın peşinden Ayete’l-Kürsi’yi okursa, o kimsenin ruhunu bizzat azamet ve ikram sahibi Allah alır. Onu bu sureyi her namazın arkasından okumaya ancak sıddık veya abid devam eder.”“Bir mümin beş vakit namazın arkasından Ayete’l-Kürsi’yi okursa, Allah’u Teala harp meydanında şehit olan Nebilerin canını aldığı gibi, bu müminin canını da kendi kudret eliyle alacaktır.”“Kuran’ın zirvesi Bakara Suresidir. Ondaki her ayetle birlikte seksen melek inmiştir. Ayete’l-Kürsi Arş’ın altından çıkarılmış ve Bakara suresine eklenmiştir.”“İnsanların efendisi Adem’dir, Arapların efendisi Muhammed’dir. İranlıların efendisi Selman’dır. Habeşlilerin efendisi Bilal’dir. Dağların efendisi Tur-i Sina’dır. Ağaçların efendisi sidr ağacıdır. Ayların efendisi Muharrem’dir. Günlerin efendisi Cuma’dır. Sözlerin efendisi Kuran’dır. Kuran’nın efendisi Bakara suresidir. Bakara Suresinin efendisi Ayete’l-Kürsi’dir. Dikkat edin onda beş kelime vardır ki her kelimede elli bereket vardır.”“Her kim Ayete’l-Kürsi’yi yatağına yatarken okursa, Allah o kimseyi, komşusunu, komuşusunun komşusunu ve etrafındaki evleri her türlü afetlerden muhafaza altına alır.”“Yatağına geldiğin vakit Ayete’l-Kürsi’yi oku. Muhakkak ki Allah’u Teala Sana iki melek vekil kılar. Sabaha kadar seni şeytanların şerrinden muhafaza eder.”“Bakara suresinde bir ayet vardır ki, Kuran ayetlerinin efendisidir. Şeytan olan herhangi bir evde bu ayet okunursa, şeytan o evden çıkar. O ayet Ayete’l-Kürsi’dir.”Ayet-el Kursiye İlişkin Rivayetler-Yatmadan okuyana ALLAH’u Teâlâ tarafından bir koruma verilir, sabaha kadar hiçbir şeytan Kûrsi’yi okuyan kimse yedi kalenin içine girmiş gibi muhafaza edilir. Ayet-el Kûrsi, Kur’ân-ı Kerimin dörtte İbni Kays Radıyallâhu anh “ALLAH’u Teâlâ, ne Tevratta, ne İncil’de, nede Zebur’da Ayet’el Kûrsi’den daha büyük bir Ayet indirmedi.”-Herhangi bir muradın hasıl olması için Ayet-el Kûrsi 313 kere okunduğunda, dünya ve Ahiret hakkındaki o istek Allah’ın izniyle hasıl olurne bir eksik ve ne bir fazla okunmamalıdır bu sayıların adedi çok önemlidir.-Cin musallat olan çocuğa 18 kere Ayet-el Kûrsi okunursa Allah’ın izni ile şifa okunursa unutkanlığı giderdiğini Hz Ali Radıyallâhu anh tarafından çıkarken okuyan her işinde muvaffak olur ve hayırlı işleri gelince okursan iki Ayet-el Kûrsi arasındaki işlerin hayırlı olur ve fakirliğin kimse evinden çıkarken Ayet-el Kûrsi’yi okursa, Hakk Teâlâ yetmiş Meleğe emreder, o kimse evine gelinceye kadar ona dua ile istiğfar ÖmerRadıyallâhu anh “Bir kimse sabahleyin yatağından kalktığında, Ayete’l-Kürsi’yi birer defa okursa, her okuşunda önüne, arkasına, sağına, soluna, altına, üstüne, içine ve sekinci ile de kendini halka içine alırsa, o gün okuyan kişiye, hiçbir şeytan, cin ve kötü insan zarar veremez. Evinin önünde kıyamet kopsa, haberi olmaz. Maddi ve manevi ne kadar kuvvete sahip olduğunu kendisi müşahede edecektir.”Ayet-el Kursi’nin TefsiriKürsî; Taht, koltuk demektir. Kök anlamıyla üst üste katlanmayı, bir araya toplanmayı belirtir. Belli parçaların bir araya toplanmasından, üst üste eklenmesinden oluştukları için sandalye, koltuk, taht gibi üzerine oturulacak eşyaya kürsi denilmiştir. Mecâzî olarak da ilim, güç, egemenlik, sultan gibi anlamları dile getirir. Kur’an’da Allah’ın da bir kürsisi olduğu, bu kürsinin gökleri ve yeri içine aldığı belirtilir. Sözkonusu âyet bu özelliği nedeniyle Kürsi Âyeti Âyetü’l-Kürsi olarak kürsîsinin mâhiyeti hakkında Kur’an’da bilgi verilmez. Hz. Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem den gelen rivâyetlerde de bu konuda bir açıklama yoktur. Taberî’nin kaydettiği bir hadise göre yedi gök kürsi içinde bir kalkan içine atılmış yedi dirhem gibi kalır. Ebû Zer’in rivâyet ettiği bir hadis de Kürsi’nin arş karşısındaki durumunu belirler “Arş içinde Kürsi, yeryüzünde bir çölün içine atılmış demir bir halka yüzük kadardır”Âyetü’l-Kürsî’de sözkonusu edilen Allah’ın Kürsisi’ne müfessirlerce getirilen yorumlar başlıca dört görüş çevresinde özetlediği görüşlerden birincisine göre Kürsi, gökleri ve yeri kaplayan büyük bir cisimdir. Bu görüştekilerden Hasan el-Basri ayrıca Kürsi’nin Arş ile aynı şey olduğunu söyler. Ona göre üzerine oturulması nedeniyle tahta bazen arş, bazen de kürsi denmektedir. Bazı bilginler Hasan el-Basri’ye karşı çıkarak kürsi ile arşın ayrı şeyler olduğunu savunurlar. Bunlardan bazıları Kürsî’nin Arş’ın altında, yedinci semanın üstünde olduğunu söylerken, İmam Süddî’nin de içinde olduğu diğerleri yerin altında bulunduğu görüşünü öne sürerler. Said İbn Cübeyr’in rivayet ettiğine göre İbn Abbâs Kürsî’nin Allah’ın ayakların koyduğu yer olduğunu görüş Kürsi’yi Allah’ın hükümranlığı, kudreti ve mülkü olarak yorumlar. Kürsi’nin cisimliğini redde yönelik bu görüşe göre ulûhiyyet tanrılık ancak kudretle olur ve oturulan yere kürsî dendiği gibi bazan üzerine oturana da kürsi adı verilir. Bu nedenle Allah’ın Kürsi’si O’nun hükümranlığına, dolayısıyla kendisine görüşe göre Kürsi Allah’ın ilmidir. İlim, âlimin dayandığı şey olması bakımından kürsi olarak adlandırılır. Kendisine güvenilen, dayanılan âlimlere de kürsiler kerasi denilir. Bu nedenle âyetteki Kürsi Allah’ın ilmini ifade Allah’ın büyüklüğünü, ululuğunu dile getirdiği yolundaki yorum dördüncü görüşü oluşturur. Keffâl’in diğerlerine yeğlediği bu görüşe göre Allah, büyüklüğünü anlatmak için insanların kolayca anlayabileceği benzetmeler yapar. Allah’ın evi Beytullah, Kâbe, Allah’ın eli Yed’ullah, Hacerü’l-Esved gibi deyimler de aynı amaçla kullanılır. Bunları maddi anlamlarıyla anlamak doğru değildir ve kişiyi tecsim Allah’ı cisim gibi düşünme ve teşbih Allah’ı insana benzetme yanlışına göre Kürsi konusunda nassa dayalı bir delil olmadıkça te’vile gitmek doğru değildir. Bu nedenle Kürsi’ye ilişkin âyetin açık anlamına uygun ilk görüşün doğru kabul edilmesi gerekir. Ancak bu görüşten yola çıkarak Allah’ın cisim olduğu, insanlara benzediği gibi bir sonuca varmaktan da sakınmak KÜRSİNİN ÖNEMİNİ OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ Ayetel Kürsi Arapça okunuşu ve Aytel Kürsi Türkçe anlamı... Bakara Suresi'nin 255. ayeti olan ve Medine'de indirilen Ayetel Kürsi duası namaz dualarından biri olması sebebiyle araştırılıyor. Faziletleri saymakla bitmeyecek Ayetel Kursü türkçe ve arapça okunuşu merak ediliyor. İşte Ayetel kürsü anlamı, okunuşu ve fazileti... AYETEL KÜRSİ ARAPÇA OKUNUŞU اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ اَلْحَيُّ الْقَيُّومُۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌۜ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ مَنْ ذَا الَّذ۪ي يَشْفَعُ عِنْدَهُٓ اِلَّا بِاِذْنِه۪ۜ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْۚ وَلَا يُح۪يطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِه۪ٓ اِلَّا بِمَا شَٓاءَۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَۚ وَلَا يَؤُ۫دُهُ حِفْظُهُمَاۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظ۪يمُ AYETEL KÜRSİ TÜRKÇE OKUNUŞU Allahû lâ ilâhe illâ hûvel hayyûl kâyyum/ lâ te'huzûhu sinetûv velâ nevm/ lehu mâ fis semâvati ve mâ fil ârd / men zellezi yeşfeu indehu illâ bi iznih / ya'lemû mâ beyne eydihim ve mâ halfehûm / ve lâ yûhiytune bi şey'im min ilmihi illâ bi mâ şa'/ vesiâ kûrsiyyûhûs semavati vel ârd /ve lâ yeudûhu hifzuhûma ve hûvel aliyyûl azim. AYETEL KÜRSİ MEALİ Allah kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır. Diridir, kayyumdur. Onu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey onundur. İzni olmaksızın onun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. Onlar onun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. Onun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir. Gökleri ve yeri koruyup gözetmek ona güç gelmez. O, yücedir, büyüktür. AYETEL KÜRSÜ FAZİLETLERİ İçinde Allah’ın kürsüsü zikredildiği için “Âyetü’l-kürsî” adıyla anılan bu âyet hem muhtevası hem de üstün özellikleri sebebiyle dikkat çekmiş, hakkında hadisler vârit olmuş, çok okunmuş, şifa ve korunmaya vesile kılınmıştır. Kelime-i şehâdet ve İhlâs sûreleri nasıl İslâm inancının özünü ihtiva ediyor ve insanlara Allah Teâlâ’yı tanıtıyorsa Âyetü’l-kürsî de –onlardan daha geniş ve detaylı olarak– bu özelliği taşımaktadır. Bir önceki âyette peygamberlerin getirdiği bunca âyet ve “beyyine”ye imana götüren işaret ve delil rağmen insanların ihtilâfa düştükleri, kiminin küfrü kiminin imanı tercih ettiği zikredilmişti. İnsanı imana götüren deliller, aklını kullanarak üzerinde düşüneceği “kendisinde ve yakından uzağa çevresinde enfüs ve âfâk”, peygamberleri desteklemek üzere Allah’ın onlara lutfettiği mûcizelerde ve vahiy yoluyla yapılan “sağlam delillere dayalı sözlü açıklamalar”da görülmektedir. Bu âyet gerçek mâbudu arayanlar için eşsiz ve başka hiçbir kaynaktan elde edilemez bir açıklamadır, delildir. Şevkânî’nin Buhârî, Müslim, Nesâî, Ahmed b. Hanbel gibi sahih kaynaklardan derlediği hadislerden birkaçı bile bu âyetin önemi hakkında bir fikir edinmeye yetecektir Hz. Peygamber, Übey b. Kâb’a “Allah’ın kitabından hangi âyet en büyüğüdür” diye sorup “Âyetü’l-kürsî’dir” cevabını alınca onu tebrik etmiştir Müslim, “Müsâfirîn”, 258. Yine Übey’in hurmasına şeytana tâbi bir cin musallat olmuş; vermeyi, dağıtmayı seven Übey’i bundan vazgeçirmek üzere hurmayı aşırmaya başlamıştı. Übey mahlûku takip ederek yakaladı. Garip bir şekli vardı. Onunla konuşunca kimliğini ve maksadını anladı. Kendilerinden nasıl kurtulabileceğini sorunca “Bakara sûresindeki kürsü âyeti ile” dedi ve ekledi “Onu akşamda okuyan sabaha kadar, sabahta okuyan akşama kadar bizden korunmuş olur.” Sabah olunca Übey durumu Hz. Peygamber’e aktardı. Resûlullah, “Habis doğru söylemiş” buyurdu. Buhârî’de de Ebû Hüreyre’den naklen yukarıdakine yakın bir rivayet vardır. Hz. Peygamber’e hadiseyi anlatınca şeytan olduğunu öğrendiği hırsız Ebû Hüreyre’ye şöyle demiştir “Yatağına yatınca Âyetü’l-kürsî’yi oku, devamlı olarak Allah’tan bir koruyucun olacak ve sabaha kadar sana şeytan yaklaşamayacaktır.” Allah varlığı ezelî, ebedî, zaruri ve kendinden olan, her şeyi yaratan, her şeyin mâliki ve mukadderatının hâkimi, her şeyi bilen ve her şeye kadir olan... yüce mevlânın öz ismidir. Bu öz isim zikredildikten sonra hem O’nun vahdâniyeti birliği, tekliği hem de İslâm’ın getirdiği imanın tevhid Allah’ı birleme, bir bilme özelliği açıklanmak üzere “O’ndan başka tanrı yoktur” buyurulmuştur. Müşrikler elleriyle yaptıkları putlara tapmakta idiler. Bunlar cansız eşyadan yapılırdı. Canı bile olmayan varlığın ilâh olamayacağını ifade etmek üzere hemen arkasından “O diridir” buyurulmuştur. Evet Allah diridir, O’nun hayat sıfatı vardır ve tıpkı diğer isimleri ve sıfatları gibi bunun da mahiyetini ancak kendisi bilmektedir. Gerek Araplar’daki gerekse diğer kavimlerdeki müşriklerin çoğu büyük bir Allah’a inanmakla beraber bunun yanında –her birine bir işlev tanıdıkları– sözde tanrılara inanmışlardır. Bu inanç tevhide aykırıdır. Tevhidi açıklayarak başlayan âyet, Allah Teâlâ’nın “kayyûm” sıfatını zikrederek “küçük, aracı, özel görevli... tanrılar”a gerek bulunmadığını ifade etmektedir. Çünkü kayyûm, “bütün varlıkları görüp gözeten, yöneten, bir an bile onları bilgi ve ilgisi dışında tutmayan” demektir. “Onu ne uyku basar ne uyur” cümlesi, hay ve kayyûm sıfatlarını pekiştirmekte ve biraz daha anlaşılmasını sağlamaktadır. Uyku basan veya fiilen uyuyan birinin gözetim, yönetim, koruma gibi işleri yerine getirmesi mümkün değildir. Allah Teâlâ’nın kayyûmluğu kâmil ve kesintisiz olduğuna, daha doğrusu kayyûm sıfatı bunu ifade ettiğine göre O’nu ne uyku basar ne de uyur. Yerde ve gökte ne varsa –başka hiçbir kimseye değil– O’na aittir; yaratanı da gerçek sahibi de O’dur. Âyetin bu mânayı ifade eden parçası “Yalnız O’na aittir” kısmıyla tevhidi öğretirken “başkasına değil” mânasıyla de şirkin çeşitlerini reddetmektedir. Çünkü müşrik toplumlar varlıkları yaratılış, aidiyet ve yetki bakımlarından çeşitli tanrılar arasında paylaştırmışlar; meselâ yıldız, gök, yer... tanrılarından söz etmişlerdir. “Yerde ve gökte” tabiri Arapça’da “bütün varlıklar” mânasında kullanılmakta, adına yer ve gök denilmeyen veya maddî mânada yere ve göğe dahil bulunmayan mekânlar ve buradaki varlıklar da bu ifadenin içine girmektedir. Allah’a ortak koşan kâfirlerin bir kısmı, bu ortakların O’na denk olduklarına değil, O’nun nezdinde reddedilemez şefaat, geri çevrilemez aracılık hakkına sahip bulunduklarına inanmakta ve putlara bu anlayış içinde tapınmaktadırlar. “Allah katında, O izin vermedikçe hiçbir kimse şefaat edemez” mânasındaki cümle bu inancın asılsızlığını ortaya koymakta; şefaatin de izne bağlı bulunduğunu, O izin vermedikçe ve dilemedikçe kimsenin böyle bir yetki ve imkâna sahip olamayacağını özlü ve etkili bir şekilde zihinlere yerleştirmektedir. Allah katında kendisine şefaat izni verilenlerin durumu ve yetkileri, ödül törenlerinde ödülleri vermek üzere kürsüye çağrılan şeref konuklarınınkine benzemektedir. Ödülün kime verileceğini bilen ve belirleyen onlar değildir. Ancak bu merasimi tertipleyenlere göre onlar, şerefli, saygıya lâyık, büyük kimseler olduklarından kendilerine böyle bir imtiyaz verilmiştir. Allah katında şefaatlerine izin verilecek olanlar da Allah’a yakın ve sevgili kullar olacaktır. Allah’tan başka bütün şuur ve bilgi sahiplerinin bilgileri sınırlıdır, doğru da yanlış da olmaya açıktır. Bu genel gerçek şefaat meselesine uygulandığında kimin şefaate lâyık olduğunun da ancak Allah tarafından bilineceği anlaşılır. Çünkü dış görünüşü mâ beyne eydîhim itibariyle şefaate lâyık görülenlerin, kullar tarafından görülemeyen ve bilinemeyen iç yüzleri mâ halfehüm itibariyle böyle olmamaları mümkündür. Allah birdir ve yalnızca O ibadete lâyıktır; çünkü O’ndan başka olmuşu, olacağı, gizliyi, açığı, geçmişi, geleceği, görüleni, gaybı bilen yoktur. Kürsî kürsü, “koltuk, sandalye, taht” anlamlarına gelir. Mecazi olarak saltanat, hükümranlık, mülk mânalarında da kullanılmaktadır. Allah Teâlâ’nın üzerine oturulan maddî alet mânasında kürsüsü olamayacağından –bu O’nun bizzat açıkladığı yüce sıfatlarına aykırı düştüğünden– burada kürsüden bir başka mânanın kastedilmiş olması gerekir. Esasen Kur’an’da Allah’a nisbet edilen, “Allah’ın...” denilen her şeyi, O’nun varlığına dahil veya kullandığı bir şey olarak anlamak da doğru değildir. Meselâ “Allah’ın evi, Allah’ın ruhu, Allah’ın emri, Allah’ın kölesi” tamlamalarında Allah’a ait olan şeyler böyledir. Bunlar ne O’nun varlığının bir parçasıdır ne de kullandığı araçlardır; önem ve şereflerinden dolayı O’nun” diye tanımlanmışlardır. İbn Abbas’a göre kürsüden maksat ilimdir. O’nun ilmi her şeyi kaplar. Âyetin bu kısmını, “kürsüden maksat O’nun hükümranlığıdır ve buna sınır yoktur, hiçbir şey O’nun dışında kalamaz” veya “Allah semavatı, arzı, arşı Kur’an’da zikretmiş, fakat bunlardan maksadın ne olduğunu açıklamamıştır. Kürsüsü de böyle bir varlıktır, yerleri ve gökleri içine alacak kadar geniştir. Ne ve nasıl olduğunu ise ancak kendisi bilmektedir” şeklinde anlamak mümkündür. Yüce, kâmil, eşsiz sıfatlarının bir kısmı âyette zikredilen yüce Allah’a, kulların sonsuz gibi gördükleri kâinatı korumak, gözetmek ve yönetmek elbette güç gelmeyecek, O’nu yormayacak, meşgul bile etmeyecektir. Çünkü O yücelerden yücedir, kimse bilmez nicedir. Ayetel Kürsi Arapça ve Türkçe okunuşu Bakara Suresi'nin 255'inci ayeti olan Ayet-el Kürsi'nin Medine'de indirildiğine inanılır. Birçok faziletinin olduğuna inanılan, koruyucu özelliklere sahip olduğu bilinen Ayet-el Kürsi duası, farz namazlardan sonra okunduğu gibi, diğer zamanlarda da Allah'a sığınmak, kötülüklerden korunmak için okunur. Ayetel Kürsi duası faziletleri ve sırları ile Ayetel Kürsi Arapça okunuşu ve Türkçe anlamı meali hakkında tüm detaylara bu sayfadan ulaşabilirsiniz.

ayetel kürsi ile iş bulma