Pyb00j. Karnın sağ üst tarafında, sırta ve omuza vuran safra kesesi ağrısının kalp krizi belirtileriyle karıştırılabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Tuğrul Tansuğ, bu ağrının özellikle ağır yağlı yemeklerin ardından çok daha şiddetli yaşanması durumunda safra kesesi taşlarından şüphelenilmesi gerektiğini ifade ediyor. Safra kesesi denildiğinde ilk olarak akla gelen safra kesesi taşları hakkında bilgi veren Anadolu Sağlık Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Tuğrul Tansuğ, hastalığın belirtileri, tanı ve tedavi yolları ile ilgili merak edilenleri anlatıyor. Safra kesesi her ne kadar karaciğerin komşuluğunda, safranın depolandığı bir organ olsa da anatomik olarak karaciğerin bir parçası olarak tanımlanır. Gün içinde karaciğerde yapılan yaklaşık 700 ml safra, ortak karaciğer kanalına boşalır. Safranın içeriğinde karaciğerden süzülen atıklar ve sindirim için gerekli enzimler yer alır. Safranın bileşimi, kişinin beslenme şekline göre değişiklik gösterse de temel olarak aynı öğelerden oluşur. Safra kanalının onikiparmak bağırsağına bağlandığı uçta, etrafında büzme kası olan bir meme bulunur. Sindirim sisteminin istirahat ettiği zamanlarda yani açken büzme kası kapalı durur. Böylece karaciğerden gelen safra, doğrudan bağırsağa akmaz ve safra kesesinde depolanır. Özellikle yağlı bir yemek yenildiğinde bu meme açılır, safra kesesi büzülür ve içindeki safranın onikiparmak bağırsağına boşalması sağlanır. Böylece safra gıdalarla daha iyi karışır ve içeriğindeki sindirim enzimlerinden yararlanılır. Taşların oluşumu Safranın içinde askı halinde bulunan maddelerin oranlarında bir bozulma olduğunda çökme ortaya çıktığını belirten Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Tuğrul Tansuğ, en sık kolesterol çökmeleri görüldüğünü ancak nadiren kan yıkımının olduğu bazı kan hastalıklarında, bilirubin taşlarının da oluşabildiğini ifade ediyor. Kristaller halinde oluşan çökeltilerin zamanla birleşerek küçük parçacıklar haline gelince de “safra çamuru” olarak tanımlanan birikim oluşturduğunu belirten Doç. Dr. Tuğrul Tansuğ, bazen de 3-5 cm’ye kadar büyümüş taşlar görülebildiğini söylüyor. Doç. Dr. Tansuğ, çok küçük parçacıklar safra ile birlikte onikiparmak bağırsağına geçebilirken, safra kesesinde veya kanalda kalan ve giderek büyüyen taşların kanalı tıkayabildiğini vurguluyor. •Safra kesesi iltihabı kolesitit Safra kesesi kanalından daha büyük olan bir taş kanalı tıkadığında, kesenin içindeki safra boşalamadığı için safra kesesi şişer ve enfeksiyon için uygun bir ortam oluşturur. Bu durum “safra kesesi iltihabı” akut kolesitit olarak adlandırılır.•Tıkanma sarılığı Kanal içindeki taşlar, onikiparmak bağırsağı ile bağlantı yerindeki memenin tıkanması sonucu kanalda tıkanmaya ve şişmeye neden olabilir. Bunun sonucunda safra kesesi şişer, karaciğer içindeki safra yollarında da basınç artar. Karaciğer kanı iyi süzemez ve kandaki bilirubin maddesi yükselerek, “tıkanma sarılığı” adı verilen hastalık ortaya çıkar.•Akut pankreatit Ayrıca bu küçük taşlar pankreas kanalının tıkanmasına da yol açarak pankreasın iltihaplanıp, şişmesiyle seyreden “akut pankreatit”e neden olur. Safra taşlarına 40 yaşından sonra daha sık rastlandığını belirten Doç. Dr. Tuğrul Tansuğ, doğurganlığa ve östrojen hormonuna bağlı olarak, kadınlarda daha fazla görüldüğünü ifade ediyor. Belirtiler Safra kesesi taşında, karnın sağ üst tarafında, sırta ve omuza vuran bir ağrı olduğunu bu ağrının kalp krizi belirtileriyle karıştırılabildiğini belirten Doç. Dr. Tuğrul Tansuğ, bu ağrının özellikle ağır yağlı yemeklerin ardından çok daha şiddetli yaşandığını, çünkü yağlı yemeklerin sindirimi için safranın içindeki maddelere daha fazla gereksinim duyulduğunu belirtiyor. Bazen küçük taşların keseden düşerken “safra yolları koliği” ortaya çıktığını ve sancı yaptığını belirten Doç. Dr. Tansuğ, “hastada üşüme, titreme ve ateş varsa, bu durum safra kanallarında iltihap kolanjit olduğuna işaret eder, akut pankreatitte ise belirtiler daha şiddetli görülüyor” diyor. Tanı ve tedaviler Safra kesesi hastalıklarına tanı koymada, en sık ultrasonografiden yararlanıldığını belirten Doç. Dr. Tuğrul Tansuğ, ultrasonografi incelemesi sırasında sabah açlığının gerektiğinin altını çiziyor. Cerrahi tedavide safra kesesi taşlarının alınıp kesenin yerinde bırakılması gibi bir yöntem bulunmadığını, taşlarla birlikte organın tamamının alınması gerektiğini ifade eden Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Tansuğ, hiçbir belirti vermeyen, tesadüfen saptanan taşlarda ise izlem yolunun tercih edilebildiğini belirtiyor. Doç. Dr. Tansuğ, uygulanan cerrahi yöntemleri ise şöyle açıklıyor “Safra kesesinin alınması gereken durumlarda laparoskopik kolesistektomi uygulanıyor; safra kesesi karın duvarında yapılan 3 veya 4 küçük kesiden yapılan kapalı ameliyatla alınıyor. Laparoskopik kolesistektomi karına yalnızca göbek deliğinden girilerek tek kesiden de yapılabiliyor. Tek kesi sayesinde hastanın karın solunumu sırasında çok daha az ağrı oluyor, iyileşme hızlanıyor ve iz kalmıyor. Laparoskopik kolesistektomiden sonra hasta aynı gün ayağa kalkabiliyor ve bir gün sonra taburcu edilebiliyor.”
AKALAZYA HASTALIĞI NEDİR? Yemek borusunda meydana gelen hareket bozukluğu olarak tanımlanan akalazya bozukluğu, nadir görülmesine rağmen hastaların hayatını büyük oranda olumsuz yönde etkiler. Yemek borusunun mide ile birleştiği yerdeki kasların yemek yerken gevşeyememesi sonucunda ortaya çıkan akalazya hastalığı, yutma zorluğuna yol açar. Mide ve yemek borusunun çalışma prensibi şu şekildedir; besin ve sıvının yutulmasıyla birlikte kasılma dürtüsü oluşur. Bu dürtü lokmayı mideye iletmeye başlar. Yutmayla birlikte alt sfinkterde gevşeme yaşanır ve lokmanın mideye geçişi sağlanır. İşte bu gevşemenin gerçekleşmesi veya yetersiz olması akalazya hastalığına yol açar. YEMEK YERKEN BOĞAZINIZA TAKILDIĞINI HİSSEDİYOR MUSUNUZ?Akalazya hastalığı olan kişiler, yemek yediği sırada yemek borusundaki kapağın açılmaması sebebiyle lokmaların boğazına takıldığını hisseder. Yutulan lokmalar, yemek borusunda birikir ve kişi yemek borusundan geçmesi için bol miktarda su içerek yutma işlemini gerçekleştirir. Bu şekilde yemek borusunun mide ile birleştiği yerdeki kaslardan oluşan kapak açılarak lokmanın mideye geçişi sağlanır kapak açılarak mideye geçişi sağlanır. AKALAZYA HASTALIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR? Yutma güçlüğü, Yemek yerken batma ve takılma hissi, Katı ve sıvı gıdaları yutarken zorlanma, Her lokmadan sonra su içme isteği, Göğüs ağrısı, Göğüste yanma hissi, Ağızdan sindirilmemiş gıdaların geri gelmesi Regurjitasyon Geğirme güçlüğü. Tüm bu şikayetler zamanla daha da kötüleşmeye başlar. Hastalığın ileri evrelerinde yemek borusunun gıdayı aşağıya ileten kasılma dürtüsü zayıflamaya başlar, hatta zamanla kaybolur. Yemek borusu genişler. Bu durum yemeklerin mideye geçişini iyice zorlaştırır. Kişinin ağzında kötü kokular oluşur ve kusmalar eşlik eder. Zamanla kilo kaybı yaşanır. Yemek borusunda biriken gıdalar zamanla nefes borusuna kaçarak kişinin akciğer problemleri yaşamasına yol açabilir. AKALAZYA HASTALIĞI NASIL TEŞHİS EDİLİR? Bu hastalıkta yutkunma zorluğu önemli bir bulgudur. Eğer bir hasta yutkunma şikayetiyle geliyorsa o hastaya öncelikle fiziki muayene uygulanır. Göğüs ve akciğer filmi, Üst sindirim sistemi endoskopisi Baryumlu grafi, Bilgisayarlı tomografi BT Yemek borusu ve alt kısmındaki basınç ölçümü, AKALAZYA HASTALIĞI NASIL TEDAVİ EDİLİR? Akalazya hastalığının tedavi edilmesindeki en önemli belirleyici, hastalığın evresidir. Eğer hastalık ilk evrelerindeyse öncelikle medikal tedavi uygulanır. Verilen ilaçlar sayesinde yemek borusunun alt kısmında yer alan kasların kasılmalarının kontrol altına alınmasıyla birlikte gevşemeleri sağlanır. Diğer yöntem ise endoskopi yoluyla yemek borusunun alt bölümüne ilaç verilmesidir. Ayrıca endoskopi aracılığıyla yemek borusu genişletilebilir. Bunun için yemek borusunun alt kısmına bir balon yerleştirilerek şişirilir. Bu durum yemek borusunun genişlemesini sağlar. Hastalığın ileri evrelerinde ise cerrahi müdahaleye başvurulabilir.
Yemek yemek birçoğumuz için büyük bir zevk, doğruya doğru. Ama aşırıya kaçınca, işin ucunda bir de hastalık söz konusu olunca yemek yemenin bile tadı kaçabiliyor. Birazdan tanışacağınız genç kadın da tam olarak bunların farkına varmış ve hayatına çeki düzen vermek, daha sağlıklı yaşamak için doktorunun da önerisiyle sıra dışı bir diyete başlamış. Yemeklerden tamamen uzak durduğu ve sadece sıvı tüketerek geçirdiği koskoca bir ayını da paylaşmaktan geri durmamış. O zaman biz de daha fazla uzatmadan sözü yemek yeme takıntıları ve hastalığından kurtulmak için 1 ay boyunca yemek yemeden yaşayan Tess Koman'a bırakalım, onun bu bol sıvılı bir ayına konuk olalım. Tess Koman, yemek yemeyi "yaşam biçimi" olarak tanımlayan genç bir kadındı ama hayatını değiştirecek bir karar aldı "Yemek yemek benim yaşam biçimim" diyen bir kadın o. Üstelik bunu sadece yemek yerken çok zevk aldığı için söylemiyor, yemek yeme eyleminin kendisini daha sosyal ve mutlu bir insan haline getirdiğinden söz ediyor. O da günümüzde birçok insanın yaptığı gibi yediklerini Instagram hesabı üzerinden paylaşmadan duramıyor, arkadaşlarıyla iş çıkışı bir yerlere gidip tıka basa yemek yemekten büyük keyif alıyor mesela. Ama kendisi bu tutkusu nedeniyle büyük acılar da çekiyormuş. Üstelik kilo almak, mide ağrıları gibi sorunlardan söz etmiyoruz. Tess'in "crohn hastalığı" olarak anılan, pek bilinmese de bağırsaklarda iltihaplanmalarla kendini gösteren ciddi bir hastalığı varmış. Bu hastalık her yıl en az bir kez nüksediyor ve ciddi ağrılar çekmesine neden oluyormuş. Aynı şekilde Tess, sürekli devam eden bir kabızlık sorunuyla da uğraşmak zorunda kalıyormuş. Yemek yemek de bu sorunların daha ağrılı bir süreç olarak geçmesine neden oluyormuş. 1998 yılından bu yana boğuştuğu bu hastalığın etkilerini en aza indirebilmek adına Tess, doktorunun da onayıyla o çok sevdiği "yemek yeme" eyleminden uzunca bir süre uzak durmaya karar vermiş ve sıkı bir sıvı diyetine başlamış. Peki Tess bu süreçte neler mi yaşamış? Buyurunuz, hemen anlatalım. 24 yaşında hayatını değiştirmeye karar veren genç kadın, yemeksiz diyetinin ilk günlerinde biraz zorlanıyor Katı yiyeceklerin tümünden ve alkolden uzak duracağı, bunun yerine bol bol sıvı tüketeceği diyetine başlayan genç kadın, ne yazık ki ilk gününde yeterli kararlılığı gösteremiyor ve katı gıdalar yemeye devam ediyor. Tess'i gören ailesi "Eğer aklın varsa bu sıvı diyetine en azından bir şans verirsin." deyince genç kadın hayatında ilk kez bir diyeti gerçekten yapmaya karar veriyor. Doktorunun önerisiyle vanilyalı ve 250 kalorilik bir sıvıdan günde 5 kez içmeye başlayan Tess, özellikle kahvaltıda çok zorlandığını söylüyor. Sabah kahvaltısında katı bir şeyler yemeye alışık olan midesinin sürekli sıvı tüketmekten pek de hoşlanmadığından söz eden genç kadın, öğlen bu işin daha da zor olacağını fark ettiğini de ekliyor. Doktorunun önerdiği sıvıya ek olarak gün içinde kahve ve bitki çaylarından da destek alıyor tabii, söylemeden geçmek olmaz. Bir dergide editör olan ve işi gereği yemeklerle fazla haşır neşir olması gereken genç kadın için özellikle iş yerinde geçirdiği zaman oldukça zorlu geçiyor ancak hem kendine hem de ailesine verdiği sözü yerine getirmek için olabildiğince direnmeye karar veriyor. Tess, ailesi dışında kimseye, iş arkadaşlarına bile sıvı diyeti yaptığından söz etmemeye karar veriyor Böyle bir diyeti yapabilmek için yemek yeme tutkusunu bir kenara bırakması gerektiğinin farkında olan genç kadın, özellikle iş arkadaşlarına böyle bir diyet yaptığını söylememeye karar veriyor ve başlarda yaşadığı bu süreci şöyle anlatıyor "Ailem dışında kimseye söylememenin daha kolay olacağını düşündüm. Birisi sorunca başka bir şeyler diyordum. Yemeğe çağırılınca 'Ben yanımda getirdim.' diyordum mesela. Aslında bu sıvılarla hiç aç kalmadım ya da acı çekmedim. Ama sinirim çok bozuldu, kimseye iyi davranamadım. Abur cubur yemeyi, patates kızartması ve ballı hardallı her şeyi çok özledim. Birisi bana kek gönderdiğinde sinirden kendimi yedim. Dünya tarihinde belki ilk defa birisi bedava cupcake'i yemedi. Ardından aileme ve erkek arkadaşıma yakınmaya gidiyordum. Sürekli ağladım." Aldığı bu karardan sosyal hayatının çok etkilendiğini fark ediyor Tess için deneyin en zorlu kısımlarından biri de sosyal hayatının etkilenmesi oluyor. Genel olarak arkadaşlarıyla yemek yeme üzerine buluşma planları yaptığını söyleyen genç kadın, bu durumun rafa kalkmasının ardından planlarını peşi sıra iptal etmek zorunda kaldığından söz ediyor ve şöyle diyor "Başlarken yemek yemeyi özleyeceğimi biliyordum. Fark etmediğim şey, bu yeme ve içme olayının sosyal hayatımla ne kadar iç içe olduğuydu. Planlarımın yüzde 95’ini iptal etmek zorunda kaldım çünkü herkes yemekli buluşmalara çağırıyordu." Ancak 3. haftanın ardından Tess, bu beslenme düzenine alışmaya başlıyor Genç kadın başladığı bu sıra dışı deneyin ilk haftalarında zorlanmış olsa da 3. hafta itibariyle kendini çok daha iyi hissetmeye başlıyor. Özellikle sosyal hayatının daha az etkilenmesi için elinden geleni yapmaya karar veriyor ve başarısını şöyle anlatıyor "Birkaç hafta sonra arkadaşlarımı "yemek yeme" olayından ayrı görmeye başladım. Buluşmalarımız bol bol yürüme ve konuşma içeren buluşmalara dönüştü." Hatta Tess dördüncü haftasına gireceği hafta sonu nişanlısıyla bir arkadaşının düğününe de katılıyor ve başlarda ne kadar çok yemek istese de sonunda iradesine hakim olup yememeyi başarıyor. Kara kara düşünmek ve üzülmek yerine mutlu bir hafta sonu geçirmeye karar veren genç kadın, aldığı kararın arkasından gidip yemek yemeden de mutlu olabileceğini kendine kanıtlıyor. Düğünde nasıl göründüğünü umursamadan dans ettiğini, şehri ve havayı daha önce hiç olmadığı kadar çok hissettiğini de ekliyor ve şöyle diyor "Mutluluğum bağırsağımdaki acıdan daha büyüktü. Eve döndüğümde kendimle gurur duydum." Deneyinin sonlarına yaklaşan genç kadın, bu bir ayda öğrendiklerini ve aldığı sonuçları da paylaşmayı ihmal etmiyor instagram Katı gıda tüketmeden bir ay geçirmeyi başaran Tess, başlarda her ne kadar zorlanmış olursa olsun aldığı sonuçlardan oldukça memnun. Bu bir ayda toplam 6 kilodan fazla veren genç kadın, en çok sağlığına olan olumlu etkilerinden, bağırsaklarının artık daha sağlıklı çalışıyor oluşundan, ishal olmuş olsa bile bunun doktor kontrolünde gerçekleşen bir durum olmasından memnun olduğunu söylüyor ve yaşadıklarından çıkardığı diğer sonuçları da şöyle paylaşıyor "Bu diyete başladığımdan beri 6 kilodan fazla verdim. Hala yorgunum, hala açım ve bazen üzgünüm, ama kim değil? Bazen korkuyorum, bazen dışarı çıkmam gerektiğinde ne yapacağımı bilemiyorum ama kim bunları yaşamıyor ki? Artık biliyorum ki arkadaşlarımla gülmek ya da nişanlımla buluşmak için yemekli bir etkinlik ayarlamak zorunda değilim. Kendiniz için mutlu anlar yaratmayı seçtiğinizde, aslında ortada mutlu olmanıza engel olabilecek hiçbir neden kalmıyor." Önemli bir not Tess, hem hastalığından hem de yemek yeme takıntısından kurtulmak için böyle bir deneye girişmiş ve başarılı sonuçlar elde etmiş olsa da siz, asla ama asla doktorunuza ya da beslenme uzmanınıza danışmadan böyle bir diyet yapmayın, sağlığınızı tehlikeye atmayın. Unutmayın ki her bünye her diyete aynı tepkiyi göstermez. Fayda sağlamak isterken kendinize farkında bile olmadan çok fazla zarar verebilirsiniz, aman diyelim. Kaynak cosmopolitan
Yemek yedikten sonra karnım ağrıyor diyorsanız aman dikkat! Yemek yedikten sonra başlayan karın ağrısı Crohn hastası olabilirsiniz. Peki yemekten sonra karın ağrısı şeklinde kendini gösteren Crohn hastalığı nedir, belirtileri ve tedavi yolları nelerdir? İşte Crohn hastalığı hakkında bilmeniz gerekenler... Abone ol Yemek yedikten sonra başlayan karın ağrısı Crohn hastalığının habercisi olabilir. Sindirim sisteminin başından sonuna bütün noktalarını tutabilen ve belirtilerinin başka hastalıklarla karıştırılması dolayısıyla çok geç teşhis edilebilen bir hastalık Crohn. Daha çok bağırsaklarda görülse de gözler, damarlar ve cilt gibi akla gelmeyecek birçok noktada sorunlara yol açan bu hastalığın en tipik belirtileri ise genellikle şiddetli seyreden karın ağrısı ve kilo kaybı. Dalgalı bir seyir izleyen Crohn çoğunlukla hastaya hayatını zehir etse de, tedavide artık çok daha başarılı sonuçlar elde edilebiliyor. Bunun nedeni ise; sürekli geliştirilen ilaçlar… Genellikle ince ve kalın bağırsakta görülen bir hastalığın izlerine ağız boşluğunda da rastlanabilir mi? Ya da cildinizde yaşadığınız bir sorunun nedeni bir sindirim sistemi hastalığı olabilir mi? Eğer hastalık Crohn’ ise cevabımız, evet’. Sindirim sisteminin ağız boşluğu ile kalın bağırsak arasındaki tüm bölümlerini tutabilen ve tuttuğu bölümde kalınlaşma ile ülserlere yol açan iltihabi bir bağırsak hastalığı olan Crohn sadece sindirim sistemini tahrip etmiyor; bağırsak dışı pek çok sistem ve organı da tutabiliyor. Crohn hastalarının en çok korktukları şeylerden biri ise dalgalı bir seyir izleyen bu hastalığın alevlendiği dönemde hastanede tedavi gerektirecek kadar şiddetlenmesi. Neyse ki bu kadar ciddi sorunlar yaratan Crohn’la ilgili geliştirilen yeni ilaçlar tedavide gün geçtikçe daha başarılı sonuçlar alınmasını sağlıyor. Hastalığın etkileri dolayısıyla sosyal hayatları ciddi oranda kısıtlanan ve hayat kaliteleri oldukça düşen Crohn hastaları artık daha etkin tedavilerden faydalanabiliyorlar. Crohn hastalığı tedavisi “Bu yeni ilaçların belki de en önemli artılarından biri, uzun dönem kortizona ve buna bağlı yan etkilere maruz kalmadan tedavi imkanı sağlayabilmeleri” diyen Acıbadem Fulya Hastanesi Crohn ve Kolit Merkezi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu hastalığın tipik özellikleri hakkında bilgiler paylaştı. Yemek sonrasında karın ağrısı başlıyorsa… Hastalığın en tipik belirtisi genellikle yemek sonrasında ortaya çıkan karın ağrısı. Çoğunlukla göbek çevresi ve altında gelişen karın ağrısının yanı sıra ishal de Crohn’un en sık rastlanan belirtilerinden biri. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu, “Eğer bağırsakta ciddi derecede daralma oluşmuşsa bu kez de karında şişkinlik, ağrı, kusma veya kabızlık da görülebiliyor” diyor. Hastalığın kalın bağırsakta tutulum yapması durumunda ise dışkıyla birlikte kan gelmesi başka bir belirti olarak ortaya çıkıyor. Hastalığın alevlendiği dönemde yorgunluk, halsizlik, yüksek ateş, iştahsızlık, istemsiz kilo kaybı; anal bölge tutulumunda anüs çevresinde çatlak, iltihaplı akıntı yapan fistüller ve apseler görülebiliyor. Tetikleyici faktörlere dikkat! Crohn halen gizemini koruyan bir hastalık olmakla birlikte ortaya çıkmasında genetik ve çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığı düşünülüyor. Ailesinde Crohn öyküsü olan bir kişide hastalığın görülme riski daha fazla. Ayrıca sigara burada da çok olumsuz bir etkiye sahip. Tedaviye başlayan hastanın sigara içiyorsa sigarayı bırakması şart. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu bunun dışında gıdalarla alınan bazı bakteri, bakteri toksinleri ve virüslerin hastalığın ortaya çıkmasında rol oynayabildiğini belirterek “Ayrıca hastalığı alevlendirebilen aspirin, antibiyotik ve bazı ağrı kesicilerin alınmasına da dikkat edilmesi gerekiyor” uyarısında bulunuyor. Crohn hastaları nasıl beslenmeli? Bağırsaklarda emilimi bozan, iştahsızlık ve ishal gibi nedenlerle sıvı, mineral, vitamin, elektrolit oranlarında ciddi kayıplara neden olabilen Crohn, hastaların dengeli beslenmeye fazla dikkat etmelerini gerektiren bir hastalık. İshal döneminde çok posalı yememek ve lifli besinleri azaltmak hastaları rahatlatabilecek bir diğer önlem. Bağırsak kanseri riskini artıran işlenmiş gıdalar ve etler ya da yanmış yağlardan kaçınmak da şart. Yine de iyi haber şu ki Crohn hastalarının katı bir diyet yapmalarına gerek yok! Tedavinin ilk basamağı ilaçlar Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu tedavinin, hafif veya ağır seyirleri olan Crohn hastalığının şiddetine ve en yoğun olarak hangi bölgede yerleştiğine göre belirlendiğini belirterek şunları söylüyor “Tedavide ilk basamağımız ilaçlar. Son yıllarda kullanıma giren Anti-TNF, Anti-integrin ajanlar gibi biyolojik tedavilerle başarı şansımız artmış durumda. Hastalarda daha önceleri kortizon tedavileriyle göremediğimiz endoskopik düzelmeyi saptayabiliyoruz. Yan etki profili bu ilaçlarla, kortizonlu tedavilere göre çok daha az oluyor. Sonuç alamazsak ve gerçekten gerekliyse cerrahi tedaviye başvuruyoruz. Hastalığa neden olan etken ya da etkenler dünyada henüz tam olarak gösterilememiş olsa bile yeni tedavilerle hasta çok daha kaliteli bir yaşam sürebiliyor”
- 1537 Güncelleme - 1547 Yemek sonrası şiddetli karın ağrısı, ciddi kilo kaybı ve ağrı endişesiyle yemek yemeden kaçınma davranışının nedeni bağırsak damarı darlığı olabilir Bağırsak damarında darlığın, yemek sonrası şiddetli karın ağrısı, ciddi kilo kaybı ve ağrı endişesiyle yemek yemeden kaçınma davranışı ile görüldüğünü belirten Yrd. Doç. Dr. Mustafa Yazıcı, bunun ciddi sonuçlara varabilen bir durum olduğunu belirtti. İHA'nın haberine göre; Kardiyoloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Mustafa Yazıcı, İnferior Mezenter Arter Bağırsak Damarı darlığının tanı ve tedavisi konusunda bilgi verdi. Yemek sonrası karın ağrısı ve kilo kaybına dikkat edilmesi gerektiğini belirten Yazıcı, bağırsak damar tıkanıklığının karın ağrısının ender ancak önemli bir nedeni olduğunu söyledi. Belirtilerinin en az iki veya daha fazla ana bağırsak damarı etkilendiğinde ortaya çıktığını vurgulayan Yazıcı, "Karın ağrısı, kilo kaybı, ağrı endişesiyle yemek yeme davranışında kaçınma sık karşılaşılan klinik özelliklerdir. Tanı sıklıkla tomografik anjiyografi, manyetik rezonans anjiyografi ve dupleks ultrasonografi ile konabilir. Tanıda altın standart konvansiyonel anjiyografidir. Tedavide cerrahi bypass ve endovasküler balon anjiyoplastisi yapılabilir. Tedavi edilmediğinde ölüme kadar gidebilen ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Kronik karın ağrısı birçokbarsak sistemi sorunu veya sistemik hastalığa bağlı olabilir. Ancak bunlar arasında farkına varılması en zor olanı barsak damar yapıların kronik iskemisine bağlı olarak ortaya çıkan ağrılardır. Bağırsak iskemisi, bağırsağa gelen kanın azalmasıyla, bu bölgede oksijenlenme ve beslenme bozukluğunun ortaya çıkması sonucu oluşur. Hastalar sıklıkla algılanması zor olan şikayet ve bulgularla görüldüklerinden, tanı konmaması durumunda bu durum iskeminin ilerlemesi ile sonlanabileceği gibi daha da kötüleşip bağırsak infarktüsüne de yol açabilir" dedi. "VAKALARIN ORTALAMA YAŞI YAKLAŞIK 68'DİR" Kronik bağırsak iskemisi tüm bağırsak iskemisi durumlarının sadece yüzde 5'ini oluşturduğunu söyleyen Yazıcı, "Bunların ise yüzde 90 gibi büyük bir kısmı aterosklerotik nedenlerden kaynaklanmaktadır. En önemli risk faktörleri hipertansiyon yüzde 57, kardiyovasküler hastalık yüzde51, renal yetmezlik veya nefropati yüzde 30 ve diyabettir yüzde 25. Vakaların ortalama yaşı yaklaşık 68'dir. Erkek ve kadınlada eşit oranlarda görülür. Bağırsaklara giden kan açlıkta yüzde 25 dolayındayken, yemek yeme sonrasında yüzde 35'lere çıkmaktadır. Bu nedenle, iskemi yemek sonrasında şiddetlenmekte ve bulgular özellikle bundan sonra ortaya çıkmaktadır. Kronik iskemide kollateral dolaşım oldukça iyi geliştiğinden belirtiler çoğu zaman bu üç arterden en az ikisinde lezyon olduğunda ortaya çıkmaktadır. Vakaların büyük bir kısmında yüzde 50 ve üzeri lezyon olmasına rağmen belirti görülmez. Altın standart olan konvansiyonel anjiyografi ile bağırsak damarı ve dallarının seçici incelenmesi mümkündür. Anjiyografik yöntemler, daha az girişim gerektirmesi ve cerrahi revaskülarizasyona göre daha az komplikasyon riskinin olması nedeniyle son yıllarda yaygınlık kazanmış etkin bir tedavi yöntemidir" diye konuştu."CİDDİ DARLIK YAŞAYAN HASTAYA ANJİYOPLASTİ UYGULANDI" Klinikte görmüş oldukları hastaya uyguladıkları bağırsak damarı anjiyografisi ve anjiyoplasti konusunda da bilgi veren Yazıcı, "Hastamız kliniğimize yemek sonrası şiddetli karın ağrısı ve ciddi kilo kaybı ile başvurdu. Yaptığımız anjiyografide bağırsak damarında ciddi darlık tespit ettik. İnce tel ile geçilen darlığa balon anjiyoplasti uyguladık. Tam açıklık sağlanarak işlemi tamamladık. Sonuç olarak karın ağrısının değerlendirilmesinde nadir ama önemli bir neden olan kronik bağırsak iskemisi, tanı yöntemlerinin yaygınlaşması sayesinde daha sık karşılaşılan bir durum olmuştur. Tanıda öncelikle şüphelenmek önemli rol oynar. Ölümcül olabilecek komplikasyonlardan kaçınmak için tedavisi ve takibinin yakından yapılması çok önemlidir" şeklinde konuştu.
yemek yerken sırtımda ağrı oluyor